<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-1"?>
<?xml-stylesheet title="XSL_formatting" type="text/xsl" href="includes/rss/rss_20.xsl" ?>

<rss version="2.0" 
 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
 xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
 xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
 xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#">

<channel>
<title>Garapapag.Com</title>
<link>http://www.garapapag.com</link>
<description>Garapapag, Karapapak,Terekeme, QarapapaQ, garapapah, Azerbayjan,Azerbaycan,T&#xFC;rkiye</description>
<copyright>Garapapag.Com</copyright>
<generator>Garapapag.Com Evo RSS Parser</generator>
<ttl>60</ttl>

<image>
<title>Garapapag.Com</title>
<url>http://www.garapapag.com/images/evo/minilogo.gif</url>
<link>http://www.garapapag.com</link>
<width>94</width>
<height>15</height>
<description>Garapapag Dostlari</description>
</image>
<dc:language>en-us</dc:language>
<dc:creator>garapapag@gmail.com</dc:creator>
<dc:date>2012-05-20T19:50:10+03:00</dc:date>

<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
<sy:updateBase>2012-05-20T19:50:10+03:00</sy:updateBase>

<item>
<title>Türklerle Yapılan Îlk Savaş</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1362#2872</link>
<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold"><span style="color: red"> Türklerle Yapılan Îlk Savaş </span><br />
<br />
 Türklerle Yapılan Îlk Savaş<br />
<br />
 <br />
<br />
Bu, Peygamber Efendimiz'in Ebu Hüreyre ve Amr b. Tağlib tarafin-dan rivayet edilen şu sahih hadisinin bir nevi tasdiki oluyordu. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
&amp;#x22;Geniş yüzlü, iri burunlu, kırmızı yüzlü, yüzleri deri üstüne deri kaplanmış kalkanlar gibi kalın etli bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır.&amp;#x22;<br />
<br />
Başka bir rivayette ise Peygamber Efendimiz, onların kıldan yapıl­ma ayakkabı giydiklerini ifade buyurmuştur.<br />
<br />
Hz. Ömer'in Abdurrahman b. Rebia'ya gelen mektubunda kendisi­nin Türklerle savaşması emrediliyordu. Hz. Ömer'in emri doğrultusun­da Bab'a yönelerek yola çıktı. Şehr Beraz, ona sordu:<br />
<br />
- Nereye gidiyorsun?<br />
<br />
- Belencer'e ve Türk illerinin fethine gidiyorum.<br />
<br />
- Biz onlarla ateşkes yapmak isteriz. Biz Bab'm gerisindeyiz.<br />
<br />
- Cenâb-ı Allah, bize bir peygamber gönderdi. Onun diliyle bize za­fer ve yardım sözü verdi. Biz de hep muzaffer olmaktayız.<br />
<br />
Abdurranman b. Rebia gidip Türklerle savaştı ve Belencer beldele­rinden 200 fersah içerilere doğru gitti. Bir kaç savaş daha yaptı. Hz. Os­man'ın zamanında -inşaallah ileride de açıklayacağımız gibi- dehşetli çarpışmaları oldu.<br />
<br />
Seyf b. Ömer, Selman b. Rebia'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: &amp;#x22;Abdurrahman, Türk illerine girdiğinde Cenâb-ı Allah, Türklerin ona karşı direnmelerine imkan vermedi. Ona karşı çıkamadılar ve şöyle dediler: &amp;#x22;Bu adam bize hücum etmeye cüret edemezdi. Ancak bunun be­raberinde melekler vardır. Bunu ve askerlerini ölümden koruyorlar.&amp;#x22;<br />
<br />
Böyle dedikten sonra Abdurrahman'm ve askerlerinin önünden kaçıp kalelere sığındılar. Abdurrahman ve askerleri de muzaffer olup gani­met elde ettiler. Sonra Hz. Osman'ın zamanında da Türkler üzerine bir­kaç kez hücum edip gazalar yaptı. Başkalarına karşı da gazalar yapıp<br />
<br />
zaferler elde etti.<br />
<br />
Hz. Osman, bazı mürtedlerle savaşması için onu Kûfe'ye gönderdiği zaman onlarla savaştı. Türkler de birbirlerini kışkırtarak savaşa giriş­tiler. Ancak Türkler, Müslümanların ölümsüz olduklarını sanıyorlardı. Sonra: &amp;#x22;Bakalım da görelim&amp;#x22; deyip meşeliklere saklandılar. Türklerden biri, Müslümanlardan birine ansızın bir ok atıp bir Müslümanı öldürdü. Katil de arkadaşlarıyla birlikte kaçtı. Bundan sonra Müslümanlara hü­cuma geçtiler. Müslümanların Ölümsüz olmadıklarını anladıktan son­ra şiddetü bir çarpışmaya giriştiler. Müslümanlara gaipten bir ses: &amp;#x22;Ey Abdurrahman taraftarları! Sabredin. Size Cennet vardır.&amp;#x22; diye seslen­di. Abdurrahman, şehid edilinceye kadar savaştı. İnsanlar geri çekildi­ler. Bu defa bayrağı Selman b. Rebia aldı. Bayrak elde savaştı.<br />
<br />
Bu defa gaipten bir ses: &amp;#x22;Ey Selman b. Rebia taraftarları, sabredin.&amp;#x22; diye seslendi. Selman da şiddetli bir şekilde savaştı, sonra o ve Ebu Hü­reyre birlikte Müslümanları geriye çektiler. Türklerin çokluğundan ve isabetli olarak aynı zamanda şiddetli ok atmalarından ötürü Cilan ta­raflarına kaçtılar. Orayı geçip Cürcan'a vardılar. Bundan sonra Türk­ler dahâda cüretli oldular. Bununla beraber Türkler, Abdurrahman b. Rebia'yı alıp kendi beldelerine defnettiler. Onun mezarını vesile edine­rek bu güne kadar yağmur duasına çıkıp Allah'tan yağmur isterler.&amp;#x22; Bununla ilgili açıklamaların tamamı ileride gelecektir.</span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2872@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Türklerle Yapılan Îlk Savaş</dc:subject>
<dc:date>2012-04-03T13:32:07+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Hz Muhammet ve Siması</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1361#2871</link>
<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold"><span style="font-style: italic"><span style="color: red">Rasûlullah (S.A.V.)'In Arzi Mucizeleri </span><br />
 &amp;#xA0;<br />
 <br />
Hz. Peygamber'în Nübüvvet Delillerinden Olan Hayvanlarla İlgîli Mucizeleri Kaçan Devenin Gelip Rasûlullah'a Şikayette Bulunarak Secde Etmesi<br />
<br />
 <br />
<br />
İmam Ahmed b. Hanbel, Hüseyn tariki ile Enes b. Malik'in şöyle de­diğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Ensâr'dan bir ailenin devesi vardı. Bu deveye binerlerdi. Bir gün bu deve onlara serkeşlik etti. Sırtına binmelerine müsaade etmedi. Sa­hipleri gelip durumu Rasûlullah'a şöyle anlattılar:<br />
<br />
- Bir devemiz var. Ona biniyorduk, ama bugün bize serkeşlik edi­yor, sırtına binmemize imkân vermiyor. Hurmalarımız ve ekinlerimiz susuzluktan kuruyor. Oraya gidemiyoruz. Rasûlullah (s.a.v.), ashabına &amp;#x22;kalkın&amp;#x22; dedi, onlar da kalktılar. Kendisi devenin bulunduğu bahçeye girdi. Deve, bahçenin bir kenarında bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.v.), ona doğru gitti. Ensâr dedi ki:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, o kuduz köpek gibi kudurmuştur. Sana saldırma­sından korkarız!<br />
<br />
- Ondan bana zarar gelmez.<br />
<br />
Deve, Rasûlullah (s.a.v.)'a baktı. Ona doğru gitti, sonunda huzuru­na varıp secdeye kapandı. Rasûlullah (s.a.v.) da alnından tuttu. Deve o zamana kadar göstermediği bir yumuşaklığı gösterdi. Uysallaştı ve Rasûlullah onu işe soktu. Ashabı ona dediler ki:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, aklı olmayan şu hayvan sana secde ediyor. Oysa bizim sana secde etmemiz gerekir.<br />
<br />
- Bir beşerin başka bir beşere secde etmesi uygun olmaz. Eğer bir beşerin, başka bir beşere secde etmesi uygun olsaydı kadına, -üzerinde­ki hakkının büyüklüğünden dolayı- kocasına secde etmesini emreder­dim. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, eğer erke­ğin başından ayağına kadar vücudunun her taran yara olsaydı ve bu ya­ralardan irinler fişkırsaydı, sonra karısı gelip o irinleri yalasaydı, yine de hakkım ödeyemezdi.&amp;#x22;<br />
<br />
İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.) ile bir yolculuktan dönüyorduk. Beni Neccar ka­bilesinin bahçelerine vardığımızda bir devenin bahçeye girmediğini ve sahipleri tarafından zorlandığını gördük. Sahipleri, durumu Ra-sûlullah'a anlattılar. O da bahçenin yanma geldi. Deveye seslendi, deve dudağını yere sürerek gelip Rasûlullah'm Önünde diz çöktü. Rasûlullah (s.a.v.):<br />
<br />
- Bana bir yular getirin, dedi. Getirilen yuları devenin boynuna taktı. Sonra da sahibine teslim etti. Arkasından insanlara dönüp şöyle buyurdu:<br />
<br />
- Göklerle yer arasında -cinlerle insanların asileri dışında- benim Allah Rasûlü olduğumu bilmeyen hiçbir şey yoktur.&amp;#x22;<br />
<br />
Hafiz Ebu'l-Kasım et-Taberanî, Ibn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Birkaç kişi, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip ona şöyle dedi:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, bizim bir devemiz var, serkeşlik edip kaçıyor ve bahçeye girmiyor!<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.), devenin yanma gelip:<br />
<br />
- Buraya gel, dedi. Deve de başını eğip geldi. Rasûlullah, ona yular takıp sahibine teslim etti. Ebu Bekir es-Sıddık şöyle dedi:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, sanki o, senin peygamber olduğunu biliyordu. Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'in bu sözü üzerine şöyle buyurdu:<br />
<br />
- Medine'nin iki ucu arasında cinlerle insanların kafirleri dışında­ki herkes ve her şey, benim Allah'ın peygamberi olduğumu bilir.&amp;#x22;<br />
<br />
Hafiz Ebu'l-Kasım et-Taberanî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Ensâr'dan bir adamın iki damızlık devesi vardı. Develeri kudur­muşlardı. Onları bahçeye sokup üzerlerine kapıyı kapadı. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.)'e gelip dua etmesini istedi. Rasûlullah (s.a.v.) da Ensâr'dan birkaç kişiyle beraber oturmaktaydı. Gelen adam şöyle dedi:<br />
<br />
- Ey Allah'ın peygamberi! Sana bir iş için geldim. Benim iki damız­lık devem var, ancak bunlar kudurdular. Bunları bir bahçeye soktum. Kapıyı da üzerlerine kapattım. Bunları bana itaat ettirmesi için Allah'a dua etmeni diliyorum.<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.), ashabına: &amp;#x22;Bizimle gelin.&amp;#x22; dedi. Hep birlikte git­tiler. Rasûlullah (s.a.v.), bahçe kapısına vardı. Kapıya: &amp;#x22;Açıl&amp;#x22; dedi. Adam da Rasûlullah (s.a.v.)'a bir zarar gelmesinden korktu, ama Ra­sûlullah (s.a.v.)'m buyruğu üzerine kapı açıldı. Damızlıklardan birinin kapıya yakın olduğu görüldü. Hayvancağız, Rasûlullah (s.a.v.)'ı görün­ce ona secde etti. Rasûlullah (s.a.v.) da sahibine şöyle buyurdu:<br />
<br />
- Birşey getir de başını bağlıyayım ve sana teslim edeyim. Adam bir yular getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), yuları hayvanın boynuna geçirip<br />
<br />
sahibine teslim etti. Sonra bahçenin öbür tarafındaki diğer damızlığın yanma gitti. Hayvancağız, Rasûlullah'ı görünce secdeye kapandı. Ra­sûlullah, sahibine şöyle dedi:<br />
<br />
- Birşey getir de hayvanın başını bağlıyayım.<br />
<br />
Rasûluîlah (s.a.v.), adamın getirdiği iple hayvanın boynunu bağla­yıp sahibine teslim etti ve:<br />
<br />
- Haydi şunları götür. Artık sana isyan etmeyecekler, dedi. Ashab, bu durumu görünce, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle dedi:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, şu iki damızlık deve sana secde ettiler. Biz niye sa­na secde etmiyelim?<br />
<br />
- Bir kimsenin, bir başkasına secde etmesini emretmem, eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kendi kocasına secde etmesini emrederdim.&amp;#x22;<br />
<br />
Bunun senedi de, metni de gariptir.<br />
<br />
Ebu Muhammed Abdullah b. Hamid el-Fakih, Ahmed b. Hamdan kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte bir yere gittik. Bir bahçenin üst tara-findan geçerken bir deve gördük. Biz o tarafa yönelince deve başını kal­dırdı. Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördü. Çenesini yere koydu (secde etti). Bu­nun üzerine sahabeler şöyle dediler:<br />
<br />
- Şu hayvan sana secde ettiğine göre bizim de sana secde etmemiz gerekir.<br />
<br />
- Sübhanallah! Allah'tan başkasına mı secde edeceksiniz? însa-nın, Allah'tan başkasına secde etmesi uygun olmaz. Eğer bir kimsenin, Allah'tan başka birşeye secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kendi kocasına secde etmesini emrederdim.&amp;#x22;<br />
<br />
înaam Ahmed b. Hanbel, Yezid kanalı ile Abdullah b. Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Rasûlullah (s.a.v.), bir gün beni bineğinin terkisine bindirdi. Bana gizlice birşey söyledi, onu asla kimseye bildirmeyeceğim. Rasûlullah (s.a.v.), def-i hacette kendine en çok hurma ağaçlarım siper edinirdi. Bir gün Ensâr'dan birinin bahçesine girdi. Bir deveyle karşılaştı. Deve öf­keyle sesini yükseltti, gözleri yaşardı. Rasûluîlah (s.a.v.)'ı görünce inle-nıeye, gözleri de yaşarmaya başladı. Rasûlullah da başını sıvazladı, göz­yaşlarını sildi. Hayvancağızın sesi kesildi.<br />
<br />
- Bu devenin sahibi kimdir? diye sordu. Ensâr'dan bir delikanlı ge­lip şöyle dedi:<br />
<br />
- Bu benimdir ya Rasulallah.<br />
<br />
- Allah'ın sana verdiği bu hayvana eza etmekten korkmaz mısın? Bu hayvan kendisini aç bıraktığından ve hızlı yürüttüğünden şikayetçi oldu.&amp;#x22; dedi.&amp;#x22;<br />
<br />
imam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Rasûlullah (s.a.v.), Muhacir ve Ensâr'dan oluşan bir grup cemaat­la beraberdi. O esnada bir deve gelip ona secde etti. Sahabeler dediler ki:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, hayvanlar ve ağaçlar sana secde ediyor. Bizim de sana secde etmemiz gerekir.<br />
<br />
- Rabbinize ibadet edin. Kardeşinize (bana) de ikramda bulunun. Eğer bir kimsenin, bir başkasına secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kendi kocasına secde etmesini emrederdim. Kocası, kadına sarı dağdan siyah dağa; siyah dağdan beyaz dağa intikal etmesini emrede­cek olursa, kadının bu emri yerine getirmesi gerekir.&amp;#x22;<br />
<br />
tmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Seleme el-Huzaî kanalı ile Yala b. Si-yabe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Bir yolculukta Rasûlullah (s.a.v.) ile beraberdim. Def-i hacette bu­lunmak istedi, iki fidana emir verdi de bunlar bir araya gelip birleştiler (Rasûlullah için sütre oluşturdular), sonra onlara yine emir verdi, tek­rar yerlerine döndüler. Öte yandan bir deve gelip çenesini yere koydu, sonra öfkeyle bağırdı. Çevresindekiler, onun gözyaşlanndan ıslandılar. Rasûlullah (s.a.v.), onlara şöyle sordu:<br />
<br />
- Bu devenin ne söylediğini anlıyor musunuz? Bu, sahibinin kendi­sini boğazlamak istediğini söylüyor.<br />
<br />
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), sahibine haber göndere­rek yanına çağırttı ve ona şöyle dedi:<br />
<br />
- Şu deveyi bana hibe eder misin?<br />
<br />
- Ya Rasulallah, benim bundan daha çok sevdiğim bir malım yok.<br />
<br />
- Öyleyse buna iyi davran.<br />
<br />
- Rasûlullah'm bana kıymetini bildirdiği bir mala mutlaka ikram­da bulunacağım.<br />
<br />
Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), sahibinin azab çekmekte olduğu bir mezara geldi ve:<br />
<br />
- Bu adam, büyük bir günahtan değil, küçük bir günahtan dolayı azab çekiyor, dedi. Bir hurma dalının getirilmesini emretti. Getirilen hurma dalını mezarın üzerine dikip şöyle dedi:<br />
<br />
- Umarım ki, bu hurma dalı kurumadığı sürece mezardaki adamın azabı hafifletilecektir.&amp;#x22;1<br />
<br />
İmam Ahmed b. Hanbel, Ya'lâ b. Mürre es-Sakaffnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Rasûlullah'tan üç şey gördüm: Bir ara kendisiyle birlikte yolda yü­rümekteyken üzerine yük yüklenmiş bir deve önümüzden geçti. Deve, Rasûlullah (s.a.v.)'ı görünce öfkeyle bağırdı ve çenesini yere vurdu. Pey­gamber (s.a.v.), devenin yanma gidip durdu ve:<br />
<br />
- Şu devenin sahibi nerede? diye sordu. Sahibi geldi. Rasûlullah, ona şöyle dedi:<br />
<br />
- Şu deveyi bana sat.<br />
<br />
- Hayır, sana hibe edeyim.<br />
<br />
- Hayır, bana sat.<br />
<br />
- Hayır, sana hibe edeyim. Çünkü bu, bundan başka geçim vasıta­ları olmayan bir ailenin malıdır.<br />
<br />
- Sen böyle diyorsun, fakat bu da kendisini çok çalıştırdığınızdan ve az yem verdiğinizden şikayetçi oldu. Buna iyi davranın.<br />
<br />
Sonra yolumuza devam ettik. Bir menzile varıp konakladık. Ra­sûlullah (s.a.v.) orada uyudu. Kendisi uykuda iken bir ağaç, yeri yara­rak yanına geldi, üzerine eğildi. Sonra tekrar yerine döndü. Rasûlullah (s.a.v.) uyanınca, bu durumu kendisine anlattım. O da şöyle buyurdu:<br />
<br />
- O ağaç, Rasûlullah'a selam vermek için yüce Rabbinden izin iste­di. Rabbi de ona izin verdi.<br />
<br />
Sonra yolumuza devam ettik. Bir su başına vardık. Bir kadın, deli oğlunu o suya getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), çocuğun burnundan tutup şöyle dedi:<br />
<br />
- Çık, çünkü ben Allah Rasûlü Muhammed'im.<br />
<br />
Sonra yolumuza devam edip gittik. Sefer dönüşümüzde yine o su ba­şına uğradığımızda o kadının bir koyun ve biraz süt getirdiğini gördüm. Rasûlullah, koyunu geri götürmesini söyledi. Sütü aldı. Sahabelere, iç­melerini söyledi. Onlar da sütü içtiler. Sonra kadına, çocuğunun duru­munu sordu. O da şöyle dedi:<br />
<br />
- Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, senin o duayı yapışından sonra çocukta şüphelenecek bir durum görme­dik.&amp;#x22;<br />
<br />
îmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Nümeyr kanalı ile Ya'lâ b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Rasûlullah (s.a.v.)'da üç şey gördüm ki, bunları benden önce kimse görmediği gibi benden sonra da kimse görmemiştir:<br />
<br />
Rasûlullah'la beraber bir yolculuğa çıkmıştım. Yolda iken yanında çocuğu duran bir kadının yanından geçtik. Kadın dedi ki:<br />
<br />
- Ya Rasulallah! Şu çocuk bir belaya uğradı. Biz de onunla belaya düşmüşüz. Günde bilmem kaç kez bayılıyor.<br />
<br />
- Onu bana ver.<br />
<br />
Kadın, çocuğu Rasûlullah'a verdi. Rasûlullah, onu kendisiyle bine­ği arasında durdurdu. Sonra üzerine eğilip üç kez üfledi ve şöyle dedi: &amp;#x22;Bismillah. Ben Allah'ın kuluyum, ey Allah'ın düşmanı çık.&amp;#x22; Böyle dua ettikten sonra çocuğu anasına verdi ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
- Dönüşümüzde tekrar şu yerde bizi bekle ve çocuğun durumunu bize haber ver.<br />
<br />
Yolumuza devam ettik. Sefer dönüşümüzde kadını yine o yerde gör­dük. Yanında üç koyun vardı. Rasûlullah ona sordu:<br />
<br />
- Çocuğun nasıl?<br />
<br />
- Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, şu ana kadar onda herhangi bir fenalık görmedik. Şu koyunları al götür.<br />
<br />
Rasûlullah bana:.<br />
<br />
- în de şunlardan birini al, diğerini geri ver, dedi. Bir gün de çöle çıktık. Rasûlullah bana dedi ki:<br />
<br />
- Bak hele, beni örtecek bir sütre bulabilecek misin?<br />
<br />
- Seni örtecek sadece bir ağaç görüyorum, ama onun da sana sütre olarak yeterli olacağını sanmıyorum,<br />
<br />
- O ağacın yakınında ne var?<br />
<br />
- Yine onun gibi bir ağaç var.<br />
<br />
- Git o ağaçlara de ki: Rasûlullah (s.a.v.), size Allah'ın izniyle bir araya gelmenizi emrediyor.<br />
<br />
Gidip ağaçlara emri tebliğ ettim, ikisi bir araya geldi. Rasûlullah (s.a.v.) da onların dalları arasına girerek def-i hacette bulundu. Sonra dönüp şöyle dedi:<br />
<br />
- Git onlara de ki: Rasûlullah (s.a.v.), yerlerinize dönmenizi emre­diyor.<br />
<br />
Ben de gidip emri onlara ulaştırdım ve her biri kendi yerine döndü.<br />
<br />
Yine bir gün Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında oturuyorken necib bir de­ve geldi. Çenesini yere vurup gözlerinden yaşlar akıttı. Bunun üzerine Rasûlullah, bana şöyle dedi:<br />
<br />
- Bak hele, bu kimin devesiymiş, öğren. Bu hayvanın başında bir-şeyler var!<br />
<br />
Ben de çıkıp devenin sahibini araştırdım. Ensâr'dan bir adamın ol­duğunu tesbit ettim. Onu çağırdım. Adam, Rasûlullah'm yanına gelin­ce, Rasûlullah, ona şöyle dedi:<br />
<br />
- Seninle şu deve arasında ne var? Devenin başına neler gelmiş?<br />
<br />
- Vallahi başına neler geldiğini bilmiyorum. Biz onu çalıştırdık. Üzerine eşyamızı yükledik. Onunla suyumuzu taşıdık. Artık su taşıya­maz olunca da dün onu kesmeye karar verdik. Kesip etini paylaşacağız.<br />
<br />
- Böyle yapma, onu bana hibe et veya sat.<br />
<br />
- Senin olsun ya Rasulallah.<br />
<br />
Rasûlullah, deveyi zekat damgasıyla damgaladı. Sonra zekatlık de­veler araşma saldı.&amp;#x22;<br />
<br />
tmam Ahmed b. Hanbel, Yala b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet et­miştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Kadının biri, cin çarpmış oğlunu Peygamber (s.a.v.)'in yanına ge­tirdi. Peygamber (s.a.v.) de:<br />
<br />
- Çık ey Allah'ın düşmanı, ben Allah'ın Rasûlüyüm, dedi. Bu dua üzerine çocuk iyileşti. Annesi de Rasûlullah (s.a.v.)'a iki koç, biraz çöke­lek ve biraz da yağ hediye etti. Rasûlullah (s.a.v.):<br />
<br />
Çökeleği, yağı ve koçlardan birini aldı, diğerini geri verdi.&amp;#x22; imam Ahmed b. Hanbel, Yala b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet et­ti:<br />
<br />
&amp;#x22;Öyle sanıyorum ki, insanlardan hiçbiri benim Rasûlullah'ta gör­düğüm şeyleri görmemiştir.&amp;#x22; Ya'lâ böyle dedikten sonra cin çarpmış ço­cuğu, Rasûlullah'a dulda olmak için birleşen İM hurma ağacım ve derdi­ni gelip şikayet eden devenin durumunu anlattı.&amp;#x22; Rasûlullah'ın, deve sahibine şöyle dediğini de nakletti:<br />
<br />
- Devenin nesi var, seni şikayet ediyor? Yaşlanıncaya kadar kendi­sine yük yüklediğini, yaşlandıktan sonra da onü kesmek istediğini söy­lüyor.<br />
<br />
- Doğru söyledin, seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a ye­min ederim ki, ben böyle yapmak istemiştim. Ama seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, artık onu kesmeyeceğim.&amp;#x22;<br />
<br />
Beyhakî, Ya'lâ b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet eder: &amp;#x22;Rasûlullah'ta üç şey gördüm ki, bunları benden önce hiç kimse gör­müş değildir:<br />
<br />
Onunla birlikte Mekke'nin bir sokağında yürümekteydim. Yanında cin çarpmış çocuğu bulunan bir kadının yanından geçti. O çocuk kadar şiddetli derecede cin çarpmış birini görmemiştim. Kadın dedi ki:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, oğlumun durumunu görüyorsun.<br />
<br />
- İstersen onun için dua edeyim.<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.), böyle dedikten sonra, o çocuk için dua etti. Sonra yoluna devam etti. Sahibinden kaçan ve böğürerek çenesini yere vuran bir deve gördü. Şöyle dedi:<br />
<br />
- Şu devenin sahibini bulup bana getirin. Devenin sahibi getirilince, ona şöyle dedi:<br />
<br />
- Deven diyor ki: Ben, sahiplerimin yanında doğurdum. Beni çalış­tırdılar. Yaşlanınca da beni boğazlamak istiyorlar.<br />
<br />
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), yoluna devam etti. Birbirinden ayrı iki ağaç gördü. Bana dedi ki:<br />
<br />
- Git, şu ağaçlara de ki, benim için bir araya gelip dulda olsunlar. Ben de gidip Rasûlullah'ın emrini onlara tebliğ ettim. Ağaçların ikisi bir araya gelip birleştiler ve dulda oldular. Rasûlullah (s.a.v.) da onların duldasına geçip def-i hacette bulundu. Sonra yoluna devam etti. Dönüş­te o hasta çocuğun yanından geçerken, çocuğun diğerleriyle beraber oy­namakta olduğunu, hastalığının geçmiş olduğunu gördü. Annesi de bir­kaç koyun hazırlamıştı. İkisini Rasûlullah'a hediye edip şöyle dedi:<br />
<br />
- Ya Rasulallah! Çocuğumda cin çarpma eseri hiçbir şey kalmadı.<br />
<br />
- Cinlerle insanların kafirleri (veya fasıkları) dışında herşey, be­nim Allah Rasûlü olduğumu bilir.&amp;#x22;<br />
<br />
Hafız el-Beyhakî, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Rasûlullah'la beraber bir yolculuğa çıktım. O, def-i hacete gitmek istediği zaman uzaklaşırdı. Kimse onu göremezdi. Çölde bir menzile va­rıp mola verdik. Orada ne bir işaret, ne de bir ağaç vardı. Bana dedi ki:<br />
<br />
- Ey Cabir, ibriği al, benimle gel.<br />
<br />
Ben de ibriği doldurdum. Yürümeye başladık. Kimse tarafindan gö­rülmeyecek kadar uzaklaştık. Orada iki ağaç gördük, aralarında birkaç ziralık mesafe vardı. Rasûlullah bana dedi ki:<br />
<br />
- Ey Cabir, git şu ağaca de ki: Rasûlullah (s.a.v.), diğer ağaçla bir araya gelip birleşmeni emrediyor ki, duldanıza girip def-i hacette bulun­sun.<br />
<br />
Ben de gidip söyledim, geri döndüm. Ağaç da diğeriyle bir araya ge­lip birleşti. Rasûlullah da ağaçların duldasına girip def-i hacette bulun­du. Sonra dönüp bineklerimize bindik. Yola çıktık. Başlarımızın üzerin­de sanki kuş vardı. Gölgelendik. Yolda bir kadınla karşılaştık, durumu­nu Rasûlullah'a arzedip şöyle dedi:<br />
<br />
- Ya Rasulallah! Şu oğlumu günde üç kez şeytan yakalıyor ve hiç bırakmıyor.<br />
<br />
Rasûlullah durdu. Kadın, çocuğunu ona verdi. Çocuğu kendisiyle bineğinin baş kısmı arasına koydu ve:<br />
<br />
- Defol, ey Allah'ın düşmanı! Ben Allah'ın Rasûlüyüm, dedi. Bu sö­zünü üç kez tekrarladı, sonra çocuğu annesine geri verdi. Sefer dönüşü­müzde aynı su başına geldiğimizde o kadınla karşılaştık. Önünde, güt­mekte olduğu iki koç vardı. Çocuğu da sırtına almıştı, Rasûlullah'a şöy­le dedi:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, hediyemi kabul buyur. Seni hak peygamber ola­rak gönderen Allah'a yemin ederim ki, o günden bu yana çocuğuma o kö­tü hal geri gelmedi.<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.):<br />
<br />
- Koçlardan birini alın, diğerini geri verin, dedi.<br />
<br />
Sonra yolumuza devam ettik. Rasûlullah aramızda idi. O esnada ürkmüş bir deve geldi. İki saf arasına girince, secdeye kapandı. Rasûlullah (s.a.v.):<br />
<br />
- Ey insanlar! Şu devenin sahibi kim? diye sordu. Ensâr'dan bir kaç genç:<br />
<br />
- O bizimdir ya Rasulallah, diye cevap verdiler. Rasûlullah (s.a.v.):<br />
<br />
- Bu devenin nesi var? diye sorunca, şöyle cevap verdiler:<br />
<br />
- Yirmi seneden beri ona yük yüklüyorduk. Yaşlanınca, vücudu yağ bağladı. Onu kesmek istedik ki, etini ve yağını çocuklarımıza pay­laştıralım.<br />
<br />
- Onu bana satar mısınız?<br />
<br />
- O senin olsun ya Rasulallah.<br />
<br />
- Eceli gelinceye dek ona iyi davranın.<br />
<br />
- Ya Rasulallah, hayvanlar sana secde ettiklerine göre bizim de sa­na secde etmemiz gerekir.<br />
<br />
- Bir insanın, başka bir insana secde etmesi uygun olmaz. Eğer böyle birşey söz konusu olsaydı, kadınların kocalarına secde etmeleri gerekirdi.&amp;#x22;<br />
<br />
Bu, sağlam bir seneddir, ricali de sikadır (mutemeddir). Ebu Davud ile Ibn Mace, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: &amp;#x22;Rasûlullah (s.a.v.), def-i hacete giderken uzaklaşırdı.&amp;#x22; Beyhakî, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: &amp;#x22;Peygamber (s.a.v.), Mekke'ye giderken yolda def-i hacete çıktı. O kadar uzaklaştı ki, hiç kimse onu göremiyordu. Sütre yapmak için bir­şey bulamadı, iki ağaç gördü...&amp;#x22; Ravi, burada o iki ağacın kıssası ile de­venin kıssasını Cabir'in hadisine benzer bir şekilde nakleder.<br />
<br />
Beyhakî, Üsame b. Zeyd'den, Yala b. Mürre ile Cabir b. Abdullah'ın hadislerindeM ifadelere benzer uzun bir hadisi nakletmiştir. Bu hadis­te, düşüp bayılan çocuğun kıssası ile anasının Rasulallah'a kızartılmış bir koyun getirmesi olayı anlatılmaktadır. Ravi diyor ki:<br />
<br />
&amp;#x22;Koyunun etini yemeye başlayan Rasûlullah (s.a.v.), bana:<br />
<br />
- Paçayı bana ver, dedi. Ben de ona paçayı verdim. (Onu yedikten sonra):<br />
<br />
- Bana paçayı ver, dedi. Ben de:<br />
<br />
- Koyunun iki ön ayağından başka ön ayağı var mı ki? diye karşılık verdim. O da şöyle buyurdu:<br />
<br />
- Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim İd, eğer sussay-dın istediğim sürece sen bana paça verecektin.&amp;#x22;<br />
<br />
Bundan sonra ravi, hurma ağaçlarınm bir araya gelip Rasûlullah'a sütre oluşturduklarını ve bu ağaçlarla birlikte taşların peş peşe atıhrca-sına oraya intikal ettiklerini anlatmıştır. Ancak bu anlatımında deve kıssası yoktur. Bu sebeple o kıssayı lafız ve senediyle nakletmemiştir. Yardımına müracaat edilecek olan zat, yüce Allah'tır.<br />
<br />
Hanz îbn Asakir, Gaylan b. Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiş­tir:<br />
<br />
&amp;#x22;Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber bir sefere çıktık. Hayret verici du­rumlar gördük.&amp;#x22;<br />
<br />
Ravi burada, o iki ağacın kıssasını ve Rasûlullah'ın def-i hacet esna­sında onların duldasına girişini, bayılan çocuğun kıssasını ve Ra­sûlullah'ın ona: &amp;#x22;Bismillah. Ben Allah Rasûlüyüm, ey Allah düşmanı çık.&amp;#x22; deyişim, bu dua üzerine çocuğun iyileştiğini anlatmakta, sonra da ürken iki devenin kıssasını, onların Rasûlullah'a secde edişlerini de nakletmektedir. Belki bu başka bir kıssadır. Doğrusunu Allah bilir.<br />
<br />
Önceki sayfalarda, Cabir'in hadisini ve onun yorgun düşmüş devesinin kıssasını anlatmıştık. Bu hadise, onların Tebük gazvesi dönü­şünde cereyan etmişti. Devesi, kervanın arka tarafinda kalıp gerilemiş­ti. Peygamber (s.a.v.) ona yetişip dua etmiş, vurmuş, sonra da o deve da­ha önce misli görülmemiş bir şekilde hızla yürümeye başlamış ve bütün kervanın önüne geçmişti.' Peygamber (s.a.v.)'in o deveyi Cabir'den satın aldığını da söylemiştik. Ancak bedeli hususunda raviler arasında çok ihtilaf vardır. Ancak bedelinin farklılığına dair muhtelif rivayetler, kıs­sanın aslına zarar vermemektedir. Nitekim bunu daha önce de açıkla­mıştık. Önceki sayfalarda da geçtiği gibi Peygamber (s.a.v.), Medine'de insanların bir ses duymaları üzerine Ebu Talha'nın atma binmişti. O at daha önceleri çok ağır yürürdü. Diğer atlılar da sesin duyulduğu tarafa gitmişler. Rasûlullah (s.a.v.)'m ise geri gelmekte olduğunu görmüşler­di. O, durumu keşfettikten sonra dönmüştü ve kayda değer birşeye rast­lamamıştı. Kılıcını kuşanarak eğersiz bir şekilde o ata binmişti. Dönü­şünde halka:<br />
<br />
- Korkmayın, paniğe kapılmayın, hiçbir şeye rastlamadık, demiş­ti.<br />
<br />
O at, o geceden önceleri çok ağır yürürdü, ondan sonra artık hiçbir at onu geçemiyor, kendisi de yürürken toz çıkarmıyordu. Bütün bunlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m bereketiyle olmuştu. [18]<br />
<br />
 <br />
Deve Kıssasıyla İlgili Garîb Bir Hadis<br />
<br />
 <br />
<br />
Şeyh Ebu Muhammed Abdullah b. Hamid el-Fakih, «Delâilü'n-Nü-büvve» adlı kitabında, Ğuneym b. Evs er-Razf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:<br />
<br />
&amp;#x22;Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber oturmaktaydık. O esnada bir deve­nin koşarak geldiğini ve Allah elçisinin huzurunda ürkek bir şekilde durduğunu gördük. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:<br />
<br />
- Ey deve, sakin ol. Eğer doğru isen, doğruluğun sana faydası ola­caktır. Eğer yalancı isen, yalanının sana zararı vardır. Bununla beraber yüce Allah, bize sığınana eman vermiştir. Bize dehalet eden korkmaz.<br />
<br />
Biz:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, şu deve ne diyor? diye sorduk. O da şu cevabı ver­di:<br />
<br />
- Sahibi bu deveyi kesmeye niyetlenmiş, o da sahibinden kaçıp gel­miş ve Peygamberinizden medet diliyor.<br />
<br />
Biz böyle konuşmaktayken bir de baktık ki, devenin sahipleri koşa­rak geldiler. Deve onlara bakınca, Rasûlullah'm baş ucuna geldi. Sahip­leri dediler ki:<br />
<br />
- Ya Rasulallah, şu bizim devemizdir. Üç günden beri kaçaktır. Biz onu senin huzurunda bulabildik.<br />
<br />
- O, sizden çok acı bir şekilde şikayetçi oldu.<br />
<br />
- Ne dedi ya Rasulallah?<br />
<br />
- Develeriniz arasında gelişip güçlendiğini, yazın onu çimenliğe<br />
<br />
yük yükleyerek gönderdiğinizi, kış olunca da onu deve yavrularının bu­lunduğu yere gönderdiğinizi soyuyor.<br />
<br />
- Öyledir ya Rasulallah. &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; <br />
<br />
- îyi ve salih kölenin, efendilerinden göreceği mükâfat ne olmalı­dır?<br />
<br />
- Ya Rasulallah, biz onu artık satmayız ve kesmeyiz.<br />
<br />
- O medet diledi, ama siz ona eman vermediniz, yardımcı olmadı­nız. Ben rahmet hususunda sizden daha önceyim. Yüce Allah, münafik-larm kalplerinden merhameti çıkarıp mü'minlerin kalplerine yerleştir­miştir!<br />
<br />
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), o deveyi sahiplerinden yüz dirheme satın aldı. Sonra da deveye şöyle hitab etti:<br />
<br />
- Ey deve! Git, artık sen Allah rızası için serbestsin. Rasûlullah'm<br />
<br />
bu hitabı üzerine deve gelip onun yanı başında böğürdü. Rasûlullah (s.a.v.) da amin dedi. ikinci kez böğürdü, Rasûlullah (s.a.v.) da amin de­di. Deve üçüncü kez böğürünce, Allah elçisi yine amin dedi. Deve dör­düncü kez böğürünce Rasûlullah (s.a.v.) ağladı.<br />
<br />
- Ya Rasulallah, şu deve ne diyor? diye sormamız üzerine şu karşı­lığı verdi:<br />
<br />
- Ey Peygamber, Allah sana İslâm'dan ve Kur'ân'dan hayır mükâfat versin, dedi; ben de amin dedim. Sen benim korkumu dindirdi­ğin gibi Allah da kıyamet gününde senin ümmetinin korkusunu dindir­sin, dedi. Ben de amin dedim. Sen benim canımı koruduğun gibi Allah da senin ümmetinin canını düşmanlarına karşı korusun, dedi. Ben de amin dedim. Allah savaşını ümmetinin kendi arasına koymasın, dedi. Ben de ağladım ve dedim ki: Bu altı şeyi Rabbimden diledim; biri dışın­da hepsini bana verdi. Cebrail de ümmetimin kılıçla yok olacağını, Al­lah katından bana bildirdi. Ve olacak şeyler hakkında kader kalemi hükmünü verdi.&amp;#x22;<br />
<br />
Ben derim ki: Bu hadis, cidden gariptir. Senedinde ve metninde ga-riblik ve münkerlik vardır, doğrusunu Allah bilir.</span></span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2871@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Hz Muhammet ve Siması</dc:subject>
<dc:date>2012-03-29T14:23:03+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Casus Yazılım</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1344#2841</link>
<description><![CDATA[<span style="color: red"> BAŞLAT ÇALIŞTIR MMC yazıp &amp;#xA0;ENTERLİYORUZ</span><br />
<br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/PyW77222.jpg" /><br />
<br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/Ipz77316.jpg" /><br />
<br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/Lk977340.jpg" /><br />
<br />
<br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/tn_Ooz77411.jpg" /><br />
<br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/02d77433.png" /><br />
<br />
<br />
<span style="color: red"> iŞLEMİ gERİ aLMAK iSTİYORSAK ; <br />
İP GÜVENLİĞİ İLKELERİ YÖNETİMİNİ KALDIR DİYORUZ. </span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2841@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Casus Yazılım</dc:subject>
<dc:date>2012-01-29T02:56:53+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Fransa'nın Cezayir ve Ruanda katliamları</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1359#2840</link>
<description><![CDATA[<span style="font-size: 24px; line-height: normal"> Ruanda Katliamı </span><br />
  <span style="font-weight: bold"><span style="font-style: italic"><span style="color: red"><br />
         <img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/ouv41914.jpg" /><br />
Ruanda, Orta Afrika&#8217;da Büyük Göller Bölgesi&#8217;nde yer alan bir ülkedir. Doğal kaynaklar bakımından pek bir zenginliğe sahip olmayan ülke, bu özelliğinden ötürü herhangi bir çıkara hizmet edemediği için dünya ülkeleri tarafından önemsenmemiştir.<br />
<br />
Ruanda 1890&#8217;da yapılan Berlin Konferansı&#8217;nda alınan bir kararla Almanya&#8217;ya verildi. Almanya bu fakir bölgenin kendi payına düşmesinden pek memnun olmadı ve bölgeyle ilgilenmedi. I. Dünya Savaşı&#8217;nın ardından Ruanda Belçika&#8217;ya verildi. Belçika bölge ile yakından ilgilendi ve işkence yoluyla bölge halkını istediği biçimde çalıştırmaya zorladı.<br />
<br />
Ruanda, o tarihlerde Hutu (%90), Tutsi (%9)ve Pigmeler (%1) olmak üzere üç farklı etnik yapıyı içinde barındırıyordu. Ancak Belçika, bölge hâkimiyetini elde ettikten sonra, uzun yıllar bir arada yaşayan ve ortak kültürü paylaşan halkı ırksal anlamda ayrımcılığa tabi tutarak etnik milliyetçilik hastalığını yaymış oldu.<br />
Belçika, atmış olduğu bu ayrımcılık tohumları ile o zamana kadar bir arada yaşayan halkın geçmiş kültürünü, maddi ve manevi değerlerini de yok saydı.<br />
Belçika ülkede yaşayan uzun boylu, güzel görünümlü ve zengin olan insanları Tutsi ırkından sayarken, diğer insanları da Hutu olarak belirledi ve Tutsi ırkını diğerlerinden üstün bir konuma getirdi. Bu dönemde Tutsiler çalışma alanından, eğitim alanına kadar rahat koşullarda yaşamlarını sürdürürken, adilane olmayan bir tutumla Hutular en kötü koşullarda yaşam mücadelesi verdiler.<br />
<br />
Belçika 1950&#8217;li yıllarda II. Dünya Savaşı&#8217;nın ardından özgürlükçü akımların güçlenmesi üzerine o zamana kadar izlediği politikasını değiştirerek sayıca üstün olan Hutuları desteklemeye başladı.  Bu süreçte bağımsızlığa hazırlamak amacıyla Ruanda, Birleşmiş Milletlerin himayesine verildi ve bölgede bir seçim gerçekleşti. Uzun yıllar sosyal hayatın tamamen dışına itilen Hutular, Hutu milliyetçisi PARMEHUTU Hareketi&#8217;yle (Hutu Özgürlük Hareketi) iktidara geldiler. Yapılan seçimlerden hemen sonra, politikasını değiştiren Belçika hükümetinin desteğiyle Hutular, ırkçı bir tutumla Tutsilere karşı acımasız uygulamalarda bulundular. Bunun sonucunda 20 bin ila 100 bin arasında Tutsi öldürüldü, 160 bin kadarı da komşu ülkelere, Tanzanya ve Uganda'ya sığındı. Bu süreçte komşu ülkelerde Tutsi nüfusu 500 binlere kadar ulaştı. Daha önce kendi ülkelerinde üst düzey kadrolarda görev yapan Tutsi mültecileri sığındıkları ülkelerde de önemli konumlara gelerek ülkelerine geri dönüş yapmak için organize oldular ve RYB (Ruanda Yurtsever Birliği)&#8217;yi kurdular. Ancak bu örgütlenmenin politik bir sonuç doğurmaması üzerine RYB ile Hutular arasında iç savaş yaşandı. 1990-92 yıllarında yaşanan bu savaş, BM&#8217;nin müdahalesiyle geçici olarak durdurulsa da Hutular &#8220;kalıcı bir çözüm&#8221;den yana olduklarını göstermek için Interahamwe adı verilen yerel yarı-askeri örgütler kurmaya başladılar. Interahamwe örgütü ülkenin bütün bölgelerinde yaşayan Tutsi ve ılımlı Hutuları fişlemeye başladılar. Bu sırada aşırı milliyetçi Hutular ekonomik olarak yeterli olmadıklarından dolayı Çin&#8217;e yüzbinlerce satır siparişinde bulundular. Örgüt aslında bir soykırıma hazırlanırken, bu satırları &#8220;böcek&#8221; avında kullanacağını ifade etti.<br />
6 Nisan 1994&#8217;e gelindiğinde tarih, yaşanan en kanlı katliamlardan birine tanık oldu. O gün, bir Hutu olan Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana'nın uçağı düşürüldü ve Hutular bu suikastten Tutsileri sorumlu tuttular. Bu bahaneyle Interahamwe üyeleri daha önce fişlemiş oldukları Tutsi ve ılımlı Hutular ellerindeki listeye bakarak acımasızca katletmeye başladılar.<br />
<br />
Bu korkunç katliam sırasında Hutular ellerine geçirdikleri bütün kesici aletleri Tutsileri öldürmekte kullandılar. Okullarda, hastanelerde ve kiliselerde bulunan Tutsiler, ırkçı Hutular tarafından cellâtlarına teslim ediliyorlardı.<br />
Bölge tamamen cesetle dolmuşken, köpeklerin cesetlere saldırmasına sinirlenen Hutular neredeyse bütün köpekleri de yok ettiler. Aşırı milliyetçi Hutular yüz gün içinde 800.000&#8217;e yakın insanı hunharca katlettiler. Ayrıca bununla da kalmayıp Tutsilerin geçim kaynaklarını telef ettiler. Böylece bölgedeki ekili alanların tamamı kullanılamaz hale geldi.<br />
Bu kısa zaman diliminde yüzbinler katledilirken ne hazindir ki dünya devletleri, demokrasi ve barışın teminatı olduğu iddiasındaki BM, ABD ve Avrupa ülkeleri bu kanlı soykırımı engellemekten geri durdular.<br />
<br />
Katliamın yoğun biçimde yaşandığı sırada, katliam haberini alan RYB örgütü askeri birlikleri bölgeye girme kararı alınca o zamana kadar olaya müdahil olmayan Fransa ani bir kararla askeri birliklerini bölgeye yolladı. Bölgede hızla ilerleyen Fransız askerleri Kigali&#8217;nin batısından Kongo&#8217;ya kadar olan bölgenin yönetimini ele geçirerek RYB örgüt üyelerinin ülkeye girmesine engel oldu ve Hutulara silah yardımı sağladı. Fransa&#8217;nın bu akıl almaz stratejisi sonucu katliam perçinleşti ve BM de seyirci kaldı. Ayrıca Fransa eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand;  &#8220;O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil&#8221; şeklinde bir açıklama yaptı.<br />
<br />
Soykırımın engellenebileceği muhtemelken, olaydan uzak duran bir diğer isim de ABD Hükümeti. ABD, bölgede 10 BM askerinin öldürülmesini öne sürerek, BM Barış Gücü&#8217;nün olay yerinden ayrılması noktasında baskı uygulayarak, bölgeden çekilmesini sağladı. Bu da etkili bir faktör olarak, katliamın şiddetlenmesinde büyük bir rol oynadı.<br />
<br />
1994 gibi yakın bir tarihte engellenmesi mümkünken seyirci kalınan korkunç soykırım yüzbinlerin hayatını kaybetmesine, hayatta kalanların ise psikolojik, sosyal ve ekonomik anlamda büyük bir tahribat yaşamasına sebep oldu.<br />
<br />
 Olayların ardından bölgeye politik ve ekonomik alanda yardım sağlansa da, halk yaşadığı şoku atlatamamış ve toparlanamamıştır.<br />
Soykırımdan sonra 1999 yılında ilk seçimler yapılmış ancak siyasi istikrar sözkonusu olmamıştır. Ülkede bozulan düzen, tahrip edilen geçim kaynakları ve devlet yapısı uzun süre halkın bir kaos ortamında yaşamasına sebep olurken, nihayet 31 Mart 2005 yılında Interahamwe'nın ardından kurulan Demokratik ve Özgürlükçü Ruanda Güçleri (FDLR), soykırımı kınayarak iç savaşa son verdiğini açıklamıştır.<br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/tn_5La42142.jpg" /><br />
Yaşanan soykırım beyaz perdeye de yansımış ve olayı konu edinen Otel Ruanda ve Shooting Dogs isminde iki film çekilmiştir.<br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/laj42020.png" /><br />
<br />
 </span><br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/Pid42057.png" /><br />
<img src="http://www.garapapag.com/resimyukle/images/jzc42089.png" /><br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;</span></span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2840@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Fransa'nın Cezayir ve Ruanda katliamları</dc:subject>
<dc:date>2011-12-22T10:22:35+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Türk Pramitleri</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1358#2838</link>
<description><![CDATA[<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/1jltl.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/2jfwf.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/3j.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/4j.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/5jaoa.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/5tj2.gif" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/56hxh.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/657.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/4100000000.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/image0037.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/image0073.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/image0082.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/image0092.jpg" />;<br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/image0111.jpg" /><br />
<br />
<br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/image00130.jpg" /><br />
<br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/turkmumyas.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/image00217.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/ireportima.jpg" /><br />
<img src="http://resimyukle.sanalisyan.com/images/ireportima.jpg" /><br />
<span style="color: red"> Devam Edecek </span>[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=dwGvhaxNq88[/youtube]]]></description>
<guid isPermaLink="false">2838@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Türk Pramitleri</dc:subject>
<dc:date>2011-10-20T03:07:26+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>KARAPAPAH TÜRKLERİ</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1353#2835</link>
<description><![CDATA[<table width="90%" cellspacing="1" cellpadding="3" border="0" align="center" class="bodyline"><tr>
    <td><span class="genmed"><strong>balaban";p="2834 Wrote:</strong></span></td>
</tr><tr>
    <td class="quote">güzel bilgi için teşekkürler.Bende de bu konuda kitap var</td></tr></table>
Kitap veya kitap içeriğinde dikkat çekici konuları paylaşırsanız mutlu oluruz..]]></description>
<guid isPermaLink="false">2835@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>KARAPAPAH TÜRKLERİ</dc:subject>
<dc:date>2011-08-18T02:45:21+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Divan-i LugaT</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1354#2826</link>
<description><![CDATA[<span style="font-size: 18px; line-height: normal"> <span style="font-weight: bold"><span style="font-style: italic"> &amp;#xA0; <span style="color: red"> &amp;#xA0; &amp;#xA0;Divan-i Lugat-it Turk&#8217;u Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gokalp ve Talat Pasa &amp;#xA0;</span><br />
Buyuk dil bilgini Kasgarli Mahmud&#8217;un Divan-i Lugat-it Turk isimli muazzam<br />
eseri, 1910&#8217;a kadar adi bilinen, fakat kendisi mechul bir eserdi. Diger bir deyisle, o zamana<br />
degin, eserin sadece adi vardi, fakat kendisi ortada yoktu. Eser, bugun butun dunyada<br />
biliniyor, hakkinda makale, kitap yaziliyor ve uzerinde tartismalar yapiliyorsa, bunu buyuk<br />
kitap asigi, ilim ve kultur sevdalisi Ali Emiri Efendi&#8217;ye borcluyuz. Ali Emiri Efendi, Kasgarli<br />
Mahmud tarafindan 1072-1074 yillarinda Bagdat&#8217;ta Abbasi Halifesine sunulmak uzere<br />
yazilan bu muhtesem eseri, sahaflarda Divan-i Lugat-it Turk oldugu bilinmeden satilirken,<br />
fark etmis ve satin alarak Turk kultur hayatina kazandirmistir. Bu sebeple, Ali Emiri<br />
Efendi&#8217;nin isminin, eserin yazari Kasgarli Mahmud ile birlikte her zaman anilmayi hak<br />
ettigine suphe yoktur.<br />
Bundan dolayi, Divan-i Lugat it Turk ile ilgili toplantilarda kendisinden<br />
bahsetmenin bir vefa borcu oldugu muhakkaktir. Aslinda, Ali Emiri&#8217;nin kitabi bulusu ve daha<br />
sonra yayinlatisi romanlara konu olacak guzellikte ve kulturun, kitabin onemini somut bir<br />
bicimde vurgulayacak olgulara haizdir. Ziya Gokalp ve Talat Pasa&#8217;nin kitabin yayinlanmasina<br />
yaptiklari tiyatral katki ise cok ilginctir. Ayrica Ali Emiri Efendi&#8217;nin hayati, kitaba verilen<br />
degerin ve kitap okumaya ayrilan zamanlarin bir hayli azaldigi gunumuzde, sadece genclere<br />
degil, hepimize kitap sevgisi konusunda, ornek teskil edebilecek ogelere haizdir.<br />
Bu yaziyi hazirlamada, buyuk olcude Dr. Muhtar Tevfikoglu&#8217;nun Ali Emiri Efendi<br />
isimli eserinden faydalandik. Tevfikoglu, Ali Emiri Efendi hakkinda cesitli kaynaklardaki<br />
bilgileri bir kitapta toplayarak buyuk bir hizmeti ifa etmistir.<br />
 &amp;#xA0; <span style="color: red"> &amp;#xA0; Ali Emiri Efendi&#8217;nin cocuklugu &amp;#xA0; </span><br />
1857&#8217;de Diyarbakir&#8217;da dogan Ali Emiri Efendi, daha kucuklugunden itibaren<br />
okumaya ve arastirmaya merakliydi. Sekiz on yaslarinda, eski yapilar uzerindeki yazilari<br />
okuyup anlamaya calisiyordu. Ayrica siiri de seviyordu. Guclu bir hafizaya da sahip olan Ali<br />
Emiri, dokuz yasindayken, bes yuzden fazla sairin siirlerinin yer aldigi Nevadir&#8217;ul Asar isimli<br />
eserdeki dort bin beyiti ezberlemisti bile. Gencliginde hat sanatiyla da mesgul olan Ali Emiri<br />
bu konuda oldukca basarili sayilir. Cunku, yazdigi bazi levhalar Diyarbakir&#8217;da camilere<br />
asilmisti.<br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; <span style="color: red"> &amp;#xA0;Hastalik derecesinde kitap okuma sevgisi &amp;#xA0;</span><br />
 &amp;#xA0; Goruldugu gibi, Ali Emiri cok yonlu bir sahsiyete sahipti. Fakat, kitap okuma<br />
meraki her seyin ustundeydi. Durmadan ve buyuk bir istahla devamli surette kitap okuyordu.<br />
Bundan dolayi daha genclik yillarinda Dogu Edebiyati&#8217;na ait bir cok kitabi okuyup<br />
ezberlemisti. Bu yillarini kendisi soyle anlatiyor: &#8220;Eglenmeye merakim yok idi. Ustadimizla<br />
gezintiye gittigimizde, cocuklarla oyun oynarken, ben bir tarafa cekilir kitap okurdum.&#8221;<br />
Ali Emiri, ozellikle, tarih kitaplarini da okumayi cok seviyordu. Bu sevgi o kadar<br />
buyuktu ki, bazen uykusunu bile bu ugurd a feda ediyordu. Geceleri kitabi okurken, cogu<br />
zaman sabahi ettiginin farkina bile varmazdi. Uyudugu zaman da yanindakileri uyutmazdi.<br />
Cunku, uykudan once okudugu kitaplari, uykusunda yuksekle sesle tekrar ederdi. Okumalari o<br />
dereceye vardi ki, vucudu zayif dusup hasta oldu. Doktorlarin kitap okumayi birakip gezmeye<br />
cikma tavsiyesini de yerine getiremedi.<br />
Kitap okuma meraki babasinin ticari islerine de zarar verdi. Babasi Ali Emiri&#8217;yi<br />
onbes yasindayken, onu carsida bir dukkan acarak ticarete hazirlamak istedi. Fakat Ali&#8217;nin<br />
akli parada pulda degil, kitaplardaydi. Dukkan icinde de kitap okumasini surdurdu. Dukkana<br />
bir musteri girdiginde, &#8220;Mal orada. Fiyati da sudur. Alacaksaniz indireyim, yoksa beni bos<br />
yere mesgul etmeyin&#8221; diye sesleniyordu. Bunun uzerine musteri de mal almadan gidiyordu.<br />
Babasi oglunun ticarete faydadan ziyade zarar verdigini gorunce, onu dukkandan<br />
uzaklastirmak zorunda kaldi.<br />
<br />
 &amp;#xA0; Ali Emiri kitap okumakla kalmadi, kendisi de kitap yazdi. Ilk eseri eski metinler<br />
ve mezar kitabelerinden yararlanarak yazdigi Diyarbakirli Sairler Tezkeresi&#8217;dir. Daha sonra<br />
bunu baska bir cok eseri takip etti.<br />
Calisma hayati memuriyette gecti. Katip ve defterdar olarak Diyarbakir, Selanik,<br />
Adana, Leskovik, Kirsehir, Trablussam, Elazigi, Erzurum, Yanya, Iskodra, Halep ve<br />
Yemen&#8217;de otuz yil kadar memuriyet gorevinde bulundu. 1908&#8217;de cok sevdigi kitaplarla daha<br />
cok mesgul olabilmek icin kendi arzusuyla emekli oldu.<br />
 &amp;#xA0;Ali Emiri, kitap okumanin yanisira, kitap toplamaya da asiri derecede tutkundu.<br />
Tarih, edebiyat, biyografi ve bibliyografi sahalarindaki kiymetli kitap ve vesıkalari satin<br />
almadan duramiyordu. Arastirma heyecaniyla uzak yakin demeden kitap, kitabe ve vesıka<br />
pesinde kosmaktan buyuk bir zevk aliyordu. Hatta onun bazi kitaplari elde etmek icin uzak<br />
diyarlara kendi imkanlariyla gittigi veya tayinini cikarttigi da oluyordu. Buralarda buldugu<br />
kiymetli eserleri mumkunse, disinden tirnagindan arttirdigi paralariyla satin aliyor, mumkun<br />
degilse, geceyi gunduze katarak istinsah ediyordu.<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0;Bu derecede asiri kitap meraki<br />
yuzunden Ali Emiri evlenip coluk cocuk sahibi de olamadi.<br />
Emekliye ayrildiktan sonra Ali Emiri, kalan hayatini Istanbul&#8217;da kitaplari arasinda<br />
gecirdi. Aksamlari Divanyolu&#8217;ndaki Diyarbakir Kiraathanesine gidiyor, dostlari ile sohpet<br />
ediyordu. Onu bu sohpetlerini Dr. Muhtar Tevfikoglu soyle anlatiyor: &#8220;Dostlari dedigim,<br />
ogrencileri, daha dogrusu ogrenci huviyetine burunmus arkadaslari. Ama nasil ogrenciler?<br />
Her biri kendi sahasinda taninmis ilim ve fikir adami, eser sahibi, kalem erbablari. Sohpet<br />
dedigim de bir nevi ders. O yasli basli, kelli felli adamlar ogrenme heyecani icinde, Emiri&#8217;nin<br />
etrafini sarmislar, durmadan bir seyler soruyorlar. Bazi ilmi meselelerde tereddutlerini<br />
gideriyorlar. Bilmedikleri kaynaklari ogreniyorlar. Yeni mehazlar elde ediyorlar. Kisacasi<br />
ondan bir anlamda ders aliyorlardi.&#8221;<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; <span style="color: red"> &amp;#xA0; Divan-i Lugat it Turk&#8217;u Bulmasi &amp;#xA0;</span><br />
<br />
 &amp;#xA0;Divan-i Lugat it Turk&#8217;u Bulmasi<br />
Ali Emiri Efendi sahaf Burhan&#8217;dan 33 liraya satin aldi. Ancak, Ne sahafin ve ne de<br />
eseri satanin onun Divan-i Lugat it Turk oldugundan haberleri yoktu. Eger bunun farkina<br />
varmis olsalardi, cok daha buyuk meblaglara satacaklari kesindi. Daha kotusu, bu eser kitap<br />
avcilarinin eline gecmis olsaydi, aninda yurt disina kacirip karsiliginda bir servet elde etmeleri<br />
mumkundu.<br />
Ali Emiri Efendi boyle bir esere malik oldugu icin tarif edilemez bir mutluluk<br />
icindeydi. Cunku, bu kitap Osmanli ulemasinin asirlardir pesinde kostugu &#8220;Divan-i lugat-it<br />
Turk&#8221;un ta kendisiydi. Bir baska nushasi dunyada yoktu.<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;Ali Emiri Efendi kitabi satin aldiginda duydugu sevincini su sekilde dile getirir:<br />
&#8220;Bu kitabi aldim; eve geldim. Yemegi icmegi unuttum... Bu kitabi sahaf Burhan 33 liraya<br />
satti. Fakat ben bunu birkac misli agirligindaki elmaslara, zumrutlere degismem.&#8221;<br />
<br />
 &amp;#xA0; Buyuk bi r cosku icinde olana Ali Emiri Efendi kitabini kimseye gostermek<br />
istemedi. Hem kitabi kiskaniyor ve hem de kaybolmasindan endise ediyordu. Devrin unlu<br />
simalari Ziya Gokalp ve Fuad Koprulu gibi sahislar, Ali Emiri Efendi&#8217;nin Divan-i Lugat it<br />
Turk buldugunu isitmis ve gormek istemislerse de Ali Emiri Efendi onlari kitaba<br />
yanastirmamisti; Kitabi sadece cok guvendigi Kilisli Rifat Efendi&#8217;ye gosteriyordu.<br />
Ali Emiri Efendi satin aldiginda, kitap hirpalanmis ve yipranmis bir vaziyetteydi.<br />
Sirazeleri cozulmus, formalari dagilmis, sayfalari birbirine karismis ve numaralari da yoktu.<br />
Bu sebeple kitabin eksık mi, tam mi oldugu belli degildi. Ali Emiri Efendi bunun tesipitini<br />
Kilisli Rifat Efendi&#8217;ye yaptirdi. Kilisli Rifat Efendi, iki ay muddetle kitabi uc kere okudu.<br />
Sonunda belli olmustu eser tamdi. Kilisli Rifat Efendi karismis sayfalari yerli yerine koydu ve<br />
numaralandirdi. Ali Emiri Efendi bu hizmeti karsiliginda, Kilisli Rifat Efendi&#8217;ye bir evini<br />
hediye etmek istediyse de kabul ettiremedi. Kilisli Rifat Efendi, eger illa kendisine bir<br />
mukafat verecekse, kitabi yayinlamasinin yeterli olacagini soyledi.<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; <span style="color: red"> &amp;#xA0; &amp;#xA0;Divan-i Lugat it Turk&#8217;un nesri &amp;#xA0;</span><br />
<br />
 Ancak Ali Emiri Efendi kitabi hemen yayinlatmak istemedi. Ali Emiri Efendi<br />
biraz bu eseri hakkinda taltif takdir bekliyordu. Bu da ona cok gorulmemelidir. Zaten<br />
atalarimiz, marifet iltifata tabidir diye bosuna dememislerdir. Asagida gorulecegi gibi, Ali<br />
Emiri Efendi dunyalik ve maddi menfaatleri asmis bir kimsedir. Istegi sadece cevresinden<br />
takdir ve saygidir. Bunu da fazlasiyla hak etmektedir.<br />
Kitabin nesrini en cok da Ziya Gokalp istiyordu. Kilisli Rifat Efendi&#8217;ye sunlari<br />
soyleyip duruyordu: &#8220;Rifat ben sevda bilmezdim. Fakat bu kitaba tutuldum. Gormek icin ne<br />
yaptimsa olmadi. Su kadar var ki, cezmettim bu kitabi hem almali, hem nesretmeliyiz. Bu<br />
hazinenin anahtarlari senin elindedir. Gel, bana yardim et. Su kitabi kurtaralim. Butun<br />
Turklere armaginimiz olsun. Haydi bana caresini soyle!&#8221;<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; Gercekten de Kilisli Rifat Efendi careyi biliyordu. Care, Sadrazam Talat Pasa&#8217;nin<br />
devreye girip Ali Emiri Efendi&#8217;den kitabi nesretmesini rica etmesiydi. Ama nasil olacakti?<br />
Talat Pasa, bunun icin Ali Emiri Efendi&#8217;yi Babiali&#8217;ye cagirsa olmazdi veya Ali Emiri<br />
Efendi&#8217;nin evine gitse yine olmazdi. Bunun icin yalnizca bir yol vardi. Ali Emiri Efendi&#8217;nin<br />
cok yakin dostu ve sık sık gorustugu Adliye Naziri Ibrahim Bey&#8217;in evine yemege cagrilmasi<br />
ve yemekler yendikten sonra Talat Pasa&#8217;nin arkadaslariyla tesadufen Ibrahim Bey&#8217;in evine<br />
ziyarete gelmesi ve orada Ali Emiri Efendi iltifatlar ettikten sonra, kitabin basimina izin<br />
vermesini rica etmesiydi. Ancak, boyle bir seyi Sadrazam Talat Pasa kabul eder miydi? Ziya<br />
Gokalp, Ittihat ve Terrakki&#8217;nin merkez azasindan yakin dostu Talat Pasa&#8217;yi buna ikna<br />
edebilecegini soyledi.<br />
Boylece, plan tatbik edildi. Tanistirmada misafirler Emiri adini duyunca, basta<br />
Talat Pasa olmak uzere birden ayaga kalktilar, ilk once Talat Pasa Emiri&#8217;ye dogru yuruyerek<br />
yanina geldi ve &#8220;Hay ustadi muhterem, mubarek elinizi opmekle kesbi seref etmek isterim.<br />
Musaade buyurunuz&#8221; dedi. Elini tekrar tekrar optu. Sonra otekiler de sirayla optu. Ali Emiri<br />
Efendi bu sahneyi daha sonra dostlarina anlatirken &#8220;ben o gece bekli 33 kere estagfrullah<br />
cektim. Ben istigfar ettikce, onlarin aski artiyor, elimi etegimi opmek istiyorlardi. Bu<br />
merasimden sonra, hicbirisi oturmadi. Ayak ustunde durarak el bagladilar. Durdular. Adeta<br />
kendimi Kanuni Sultan Suleyman zannediyor, hem de onlarin bu edibane vaziyetlerinden<br />
sıkılıyor, rica ederim, istirahat buyurun diyordum Nihayet oturdular. Benden musaade alarak<br />
tarihe, edebiyata dair bir seyler sordular. Ben de anlattim. Tesekurlerin bini bir para...&#8221;<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0;Bundan sonra, Talat Pasa Divan-i Lugat it Turk hakkinda bilgi rica etti. Ali Emiri<br />
Efendi malumat verdikten sonra Talat Pasa ayaga kalkarak bu muhtesem eseri yayinlanmasina<br />
izin vermesini istedi. Ali Emiri Efendi sartli olarak kabul etti. Ali Emiri Efendi one surdugu<br />
sarta gore, kita bi yayina Kilisli Rifat Efendi hazirlayacakti. Talat Pasa onun sartini<br />
memnuniyetle kabul etti ve ayrica kendisine yuksek bir memuriyet teklif etti. Ancak, Ali<br />
Emiri Efendi reddetti. <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; <span style="color: red"> Divan-i Lugat it Turk Sadakasi &amp;#xA0; &amp;#xA0;</span><br />
<br />
 &amp;#xA0;Kitabin nesir calismalari baslar baslamaz, Talat Pasa Ali Emiri Efendi&#8217;ye 300 lira<br />
hediye gonderdi. Ali Emiri Efendi bu hediyeyi kabul etmeyerek sunlari soyledi: &#8220;Lutfunuza,<br />
kadirsinasliginiza tesekkur ederim. Fakat parayi kabul edemem. Cunku, kabul edersem,<br />
vatani, milli bir ufacik hizmet mukabilinde para almis olacagim. Bu ise vicdanima agir gelen<br />
bir seydir. Bundan dolayi, size tesekkur ile beraber parayi da iade ediyorum. Siz parayi<br />
muhtac olan birkac namuslu aileye dagitirsaniz, ben size mutesekkir kalacagim gibi Cenabi<br />
Hakk da memnun olur. Bu sadakanin adi da Divan-i Lugat it Turk sadakasi olsun&#8221;<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; <span style="color: red"> &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;Kilisli Rifat Efendi&#8217;nin kitaba gosterdigi muazzam ozen &amp;#xA0; &amp;#xA0;</span><br />
<br />
 Kilisli Rifat Efendi kitabi yayina almak icin aldi. Almasina aldi, ama kitabi<br />
koyacak bir yer bulamadi. Kitabi kaybetmekten muthis endise duyuyor, emniyetli yer bulmak<br />
icin cirpiniyordu. Once umumi kutuphaneye goturdu. Mudur siddetle itiraz etti: &#8220;Yuzlerce<br />
okuyucu gelip gidiyor. Biri alip giderse ben ne yaparim, alamam&#8221; dedi. Bunun uzerine Vefa<br />
Okulu&#8217;na goturdu. Okulun demir kasasi vardi. Mudur Akif Bey aman aman diyerek<br />
mesuliyeti kabul etmek istemedi. Oradan Maarif muhasebecisine gitti. Muhasebeci Sitki Bey<br />
de demir kasasina koymayi kabul etmedi. Matbaa-i Amire&#8217;nin kasasina koymak istedi. Mudur<br />
Hamit Bey, &#8220;Ne soyluyorsun. Bizim matbaa ahsaptir. Bir yangin olur da, kitap yanarsa beni<br />
astiracak misin? Kabul etmem, ne yaparsan yap.&#8221; dedi.<br />
 <br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; Sonunda bir canta icinde evde saklamak zorunda kaldi. Duvara koca bir civi<br />
cakarak oraya asti. Cocuklarini devamli surette nobete dikti. Yangin halinde once bu cantanin<br />
kurtarilmasini istedi. Geceleri ise cantayi yastiginin altina koyarak yatti. Bir bucuk yilda<br />
kitabin basimi tamamlandi.<br />
Kilisli Rifat Efendi&#8217;nin elyazmas indan matbaa icin hazirladigi defterler,<br />
gunumuze ulasmistir. Millet Kutuphanesi&#8217;nin emekli mudurlerinden Mehmet Serhan Taysi,<br />
bu defterlerin iki cilt halinde ciltlenmis bir bicimde Arkeoloji Muzesi Kutuphanesi&#8217;nde<br />
gordugunu soylemektedir. Onun fikrine gore, Matbaa-i Amire&#8217;nin o donemdeki sorumlulari<br />
bu defterlere tarihi onem arz etmisler ve ciltleyerek kutuphaneye teslim etmis<br />
olmalidirlar.[13] Boylece, buyuk bir duyarlilik ornegi sergilemislerdir.<br />
Divan-i Lugat it Turk icin en veciz degerlendirmelerden birini yine Ali Emiri<br />
Efendi yapmistir: &#8220;Bu kitap degil, Turkistan ulkesidir. Turkistan degil, butun cihandir.<br />
Turkluk, Turk dili bu kitap sayesinde baska revnak kazanacak.&#8221; Bir baska sozunde, &#8220;Turk<br />
dilinde simdiye kadar bunun gibi bir kitap yazilmamistir. Bundan sonra da yazilamaz. Bu<br />
kitaba hakiki kiymeti verilmek lazim gelse, cihanin hazineleri kafi gelmez.&#8221;<br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;<span style="color: red"> &amp;#xA0; &amp;#xA0;Ali Emiri Efendi kitaplarini milletine bagisliyor </span><br />
 <br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; Ali Emiri butun hayati boyunca buyuk fedakarliklarla topladigi cok kiymetli el<br />
yazmasi kitap ve vesıkalari karsiliksiz olarak milletine armagan etmistir. Bunun icin<br />
Fatih&#8217;teki Feyzullah Efendi Medresesi&#8217;ni kutuphaneye cevirtmis ve kitaplarini buraya<br />
bagislamistir. Butun israrlara ragmen kutuphaneye kendi adini verilmesini reddetmis ve<br />
kutuphanenin adinin &#8220;Millet Kutuphanesi&#8221; olmasini istemistir. Bu, onun milletine hizmet<br />
askinin en somut bir gostergesidir.<br />
Bugun bile yuzlerce kisinin her gun ziyaret ettigi bu kutuphaneyi Ali Emiri<br />
4.500&#8217;u el yazmasi, 12 bin kadari matbu toplam 16.500 kadar kitabi bagislayarak kurmustur.<br />
Bu kitaplar arasinda cok kiymetli kitap ve vesıkalar mevcuttur. Divan-i Lugat-it Turk de<br />
onlardan biridir. Zamaninda Macar Ilimler Akademisi Divan-i Lugat it Turk satin almak icin<br />
10 bin altin teklif ettiginde, Ali Emiri Efendi hic tereddut etmeden reddetmis ve su cevabi<br />
vermisti: &#8220;Ben kitaplarimi milletim icin topladim. Dunyanin butun altinlarini onume koysalar,<br />
degil boyle bir kitabi, herhangi bir kitabimin tek bir sayfasini dahi satmam.&#8221;<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;Buna benzer ve hatta daha cazip baska bir satin alma teklifi de Fransa&#8217;dan geldi.<br />
Fransizlar Ali Emiri Efendi&#8217;ye tum kitaplari icin 30 bin altin ve ayrica onun adina Paris&#8217;te bir<br />
kutuphane, yuksek maas, kendisine ozel hizmetkarlar teklif ettiler. Ali Emiri Efendi bunu da<br />
siddetle reddetti. <br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0;Milletinin kultur mirasinin korunmasinda boylesine cok buyuk hassasiyetler<br />
gosteren, her turlu maddi menfaatleri elinin tersiyle hic dusunmeden iten Ali Emiri Efendi, uc<br />
gun suren hastaliktan sonra, 23 Ocak 1924&#8217;te Fransiz hastahanesinde vefat etti.Mezari,<br />
Fatih turbesi avlusundadir. Kendisini Kasgarli Mahmud&#8217;un dogumunun 1000. yili vesilesiyle<br />
rahmetle aniyoruz. Mekani cennet olsun! Milletine karsiliksiz hizmet eden Ali Emiri<br />
Efendi&#8217;yi de milleti sonsuza dek unutmayacaktir.<br />
 &amp;#xA0;</span><br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;<span style="color: red"> &amp;#xA0; &amp;#xA0;Devam Edecek </span></span></span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2826@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Divan-i LugaT</dc:subject>
<dc:date>2011-04-12T13:40:51+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Ebulgazi Bahadır Han</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1352#2822</link>
<description><![CDATA[<span style="font-size: 18px; line-height: normal">    <span style="color: red"> ŞECERE-İTÜRK<br />
(Eserden parçalar) </span> </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold"><span style="font-style: italic"> QARLUQ ELİNİN ZİKRİ / KARLUK HALKI HAKKINDA<br />
<br />
<span style="font-size: 12px; line-height: normal"> Qarluq eli Moğulistande berk tağlerinin içinde yurt qılib olturdiler. Ekin ekerler erdi ve malleri hem bolur erdi. Bir yahşisini padşah köterib, ul ölse yene birisini ve köp ermesler erdi. Gah tüzük bol-ğende ikki min evlik bolur erdi. Tört min yilge yaqın ul yurtde olturğendin son, Çingizhan moğul eline padşah bolib, özge ellerni hem baqindurub, Berles Qubiley nuyan tegeni elçi qılib, menğe baqin teb, Qarluq eline yubardi. /23a/ Ul vaqtde Qar-luqnift padşahi Erslanhan tegen erdi. Ul Qubiley nuyanğe qoşulub, özinift kizini baş qılib köp peş-qeşlar bilen kelib, hanni kördi. Taki ant içdi, ta ölgünce bendelikdin boynumni tolğemeyin teb, Han taki öz cemayetidin bir qızberdi. înayet ve şefqat qılib qayterdi. Taki Çingizhan baqlerine bakib eytdi: &amp;#x22;Muni neçük Erslanhan teb bolur. Bu kündin son muni Arslan seyrek tesünlar,&amp;#x22; teb hukm qıldi. Moğulnin luğetinde tacikni seyrek deb ermiş.</span><br />
<span style="font-size: 16px; line-height: normal">  <br />
Korluk halkı Moğolistan'da yüksek dağların ara-sında yurt edinip oturdular. Ekin ekerlerdi ve hayvanları da vardı. İyi birini hükümdar yapıp, o ölünce yeni birisini. Çok değillerdi. Sayıldığında iki bin ev vardı. Dört bin yıla yakın o yurtta oturduktan sonra, Cengiz Han Moğol halkına hükümdar olup, başka halkları da kendine bağlayıp Barlas Kubilay Noyan Tigin 'i elçi yapıp, &amp;#x22;Bana itaat edin!&amp;#x22; diye Korluk halkına gönderdi (23a). O dönemde Karluk'un hükümdarı Arslan Tigin idi. O, Kubilay Noyan 'a katılıp kendi kızını başa geçirip, hediyelerle gidip hanı gördü, bağlandı. Ölene kadar kulluktan boynumu kurtaranlayım, diye ant içti. Han da kendi halkından bir kız verdi. İnayet ve şefkat ile geri gönderdi. Sonra Cengiz Han beğlerine bakıp dedi: &amp;#x22;Buna niye Arslan Han denir. Bu günden sonra buna Arslan Sayrak de-sinler&amp;#x22; diye hükmetti. Moğolun lügatında Tacik'e sayrak denir.</span></span> </span><br />
<br />
<br />
<br />
 <span style="color: red">  UYGUR ELİNİN ZİKRİ / UYGUR HALKI HAKKINDA     </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold"><span style="font-style: italic"><span style="font-size: 12px; line-height: normal">    Uyğurnin ma'nasi yapişqur temek bolur. Ay-turlar, süt uyudi. Süt ereninde biri birindin eyrilür. Uyğendin sofi ayrilmes. Uyudi, ya'ni yapuşti. Taki ayturdekim, imamge uydum. İmam olturse olture turur, turse türe turur, bes yapışqeni bolur. Andaq ayte tururler kim, Moğul yurtinde ikki tağ bolur. Uzuni kün tuğişidin kün batişğe benihayet uluğ tağler turur. Birisinin ati Tokretubuzluk ve taki birinin ati Üstünlük. Tenrim bu ikki tağ aresinde, Moğul yurtinifi kün batisinde taki bir tağ bar turur. Ani Kut tağ derler. Bu aytilğen tağlernifi aresinde bir yerde aqeturğen on say bar turur. /23b/ Bir yerde toqquz say, berçesi uluğ suvler turur. Qad-dim uyğur eli şul saylernin aresinde oltururler erdi.<br />
On sayde olturğenni on uyğur derler erdi. Toq-quz sayde olturğenni toqquz uyğur derler erdi. Seherleri, kendleri ve ekinleri köp bolur erdi. Yüz yi-girmi uruq el erdiler. Bir kişini padşah koterib, enin ağzine baqmesler erdi. Bu sebebdin buzulurğe keldiler. Bir kün berçesi yiğilib keneştiler. Taki eyt-diler: &amp;#x22;Biz ikki bölek elmiz: her qaysimiz bir kişini töre qıleli. Her kim anin sözin qabul qılmese, malin aldursin ve başin aldursin, tediler. Taki on uyğur urukindin Menutay atlik kişini töre koterib, El - eliter laqab qoydiler. Toqquz uyğur Özkender urukindin bir kişini töre koterib, Qulerkin laqab qoy-diler. Bu ikkisinin oğlanleri yüz yilğeçe torelik qıldiler. Endinsofi Taki bir uyğur boldi. On uyğurğe her kim töre bolse, El eliter tediler. Toqquz uyğurğe her kim töre bolse, Qulerkin tediler. Köp yiller törelerinin atlerini şundek derler erdi. Endin son her kim töre bolse, ana Eydikut /İdikut/ tediler. ey-dinin me'nasin berçe bilursiz, yubardi temek bolur.  </span><br />
<br />
<span style="font-size: 16px; line-height: normal"> Uygur'un anlamı &amp;#x22;yapışan&amp;#x22; demektir. &amp;#x22;Süt ma-yalandı&amp;#x22; derler. Süt olduğunda birbirinden ayrılır. Ma-yalandıktan sonra ayrılmaz. Mayalandı, yani yapıştı. &amp;#x22;İmama uydum&amp;#x22; da derler. İmam otursa oturur, kalksa kalkar, yapışanıdır. Moğol yurdunda iki dağ olduğunu söylerler. Uzunluğu gün doğusundan gün batısına kadar olan uçsuz ulu dağlardır. Birisinin adı Togratopuzluk ve diğerinin adı Üskünlük. Bu iki dağ arasında Moğol yurdunun gün batısında da bir dağ vardır. Ona Kut Dağ derler. Bu söylenen dağların arasında bir yerde akan on su vardır (23b). Bir yerde de dokuz su, hepsi büyük sulardır. Eski Uygur halkı bu suların arasında otururlardı.<br />
On suda oturana On Uygur derlerdi. Dokuz suda oturana Dokuz Uygur derlerdi. Şehirleri, kentleri ve ekinleri çoktu. Yüz yirmi kabileli halktılar. Bir kişiyi hü-kümdar yapıp onu dinlemezlerdi. Bu sebeple bozularak geldiler. Bir gün hepsi toplanıp konuştular: &amp;#x22;Biz iki bölüm halkız, her birimiz bir kişiye töre olun. Kim onun sözünü kabul etmese, malı alınsın ve başı kesilsin&amp;#x22; de-diler. On Uygur boyundan Mengütay adlı kişiyi baş yapıp &amp;#x22;İl İlter&amp;#x22; diye ad koydular. Dokuz Uygur'un Öz-kender kabilesinden bir kişi baş yapıp &amp;#x22;Kül Erkin&amp;#x22; adını verdiler. Bu ikisinin oğullan yüz yıl kadar önderlik yap-tılar. Onun sonuncusu bir Uygur oldu. On Uygur'a kim boş olsa &amp;#x22;İl İlter&amp;#x22;, Dokuz Uygur'a kim baş olsa &amp;#x22;Kül Erkin&amp;#x22; dediler. Uzun yıllar önderlerine böyle dediler. Ondan sonra kim önder olsa &amp;#x22;İdi kut&amp;#x22; (İdi kut) dediler. İdi 'nın anlamını bilirsiniz, &amp;#x22;gönderdi&amp;#x22; demektir.  </span>   <br />
<br />
<span style="color: red">    OJRĞIZ VE KEMKEMÇUT ELİNİN ZİKRİ  / I KIRGIZ VE KEMKEMÇUT HALKI HAKKINDA   </span><br />
<br />
Oğuzhannin Qırğiz atli nebiresi bar erdi. Anin nesli tururler. Emma bu vaqtde Qırğız neslindin kişi az turur. Moğuldin ve özge uruklerdin otke ve suvğe bolub, Qırğız yutine barib olturub, Qırğız atin koterib tururler. Özleri qaysi urukdin er-kenlerin bilurler. Qırğız ve Kemkemçut ikki vilayet turur. Bir-birine yaqın. Bir terefi Selenge atlik ve bir terefi Eykiremuren atlik. İkkisi hem uluğ aker suv turur. Ebir/İbir/ ve Sibir tegen ikki vilayet bolur. Qırğız yurti ane yaqm turur. Qırğız eli töresine Eylen /İnel/ der. Moğul han ve tacik padşah te-gendek, ul vaqtde töreleri Urus Eynel tegen erdi. Çingizhan Bure tegenni elçi qılib menğe baqsin teb, Qırğız eline yubardi. Urus Eynel elçini yahşi siyleb, özi kelmedi. Köp peşqeşler birlen yahşi kişilerni qoşub yubarib bakindi. Peşqeşlerinin başi, bir ayaqi /25b/ ve burni ve közi qizil ak şunqar erdi.<br />
<br />
<span style="font-size: 16px; line-height: normal">  Oğuz Han'ın Kırgız adlı torunu vardı. Onun neslidirler. Ama bu zamanda Kırgız neslinin kişisi azdır. Moğol'dan ve başka boylardan ateşte ve suda olup, Kırgız yurduna gidip oturarak, Kırgız adını alır-lar. Kendileri hangi boydan olduklarını bilirler. Kırgız ve Kemkemçut iki vilayettir. Bir tarafı Selenga adlı ve bir tarafı Eykiremuren adlı, ikisi de büyük akarsudur. Ebir (İbir) ve Sibir diye iki vilayettir. Kırgız yurdu ona yakındır. Kırgız halkının başında ilan (İnel) vardır. Moğol'un han, Tacik'in padişah demesi gibi, o vakitte önderleri Urus İnel Tigin'di. Cengiz Han, Böre ligini elçi olarak, &amp;#x22;Bana itaat etsin!&amp;#x22; diye Kırgız halkına gönderdi. Urus İnel elçiyi iyi adamları gönderip bağlandı. Hediyelerin en iyisi, bir ayağı (25b) ve burnu, gözü kızıl ok şunkardı. </span> .<br />
<br />
<br />
<span style="color: red">   TATAR ELİNİN ZİKRİ / TATAR İLİNİN ANLATIMI    </span><br />
<br />
Anın atı qadîmde ve bu vaqtda hem meşhur turur. Qadîm yetmiş min evlik erdiler. Köp uruq erdiler. Her qaysısı felân elimiz tip ayturlar erdi. Her uruqları başqa başqa her yirde oltururlar. Amma yaqşıları ve köpreki Hıtayga yaqın. Buyurnavur tigen yirde oltururlar erdi. Hıtay pâdşâhlarına itâ'at qılıp hizmet qılurlar erdi. Gâh gah Hıtay bilen yav bolurlar erdi. Anda Hıtay pâdşâhı leşker yiberip, öl-türtip ve çapturup, taqı özige baqınturur erdi. Bir nece köp elleri Ayqıramuran tigen suvnın ya-qasmda oltururlar erdi. Ayqıramuran Qırgız vilayetinin tüşindin ötkendin son, köp suvlar ana qo-şulur, taqı ulug suv bolur. Taqı banp Açı tinizige quyar. Quygan yirinde, tiniz yaqasında bir ulug [26a] şehr bolur. Kendleri köp, köçip yürügen mâlı, eli köp. Yılqısı ulug bolur. Yabagısı biznifi qonan yılqımızday bolur. Yılqısının barçası ala, özge reng bolmas. Ol şehrnifi atını Alaqçin dirler. Anın ya-qmıda kümüş kânı bolur. Ol emin qazanı, tabaqı ve ayağı barçası kümüşdin bolur. Özbeknift Alalı, Yıl-qüı, Altunlı, Oçaqlı el bolur ermiş tigeni bu turur. Çingiz Hân ölgendin sofi, Qırgız yurtı ve amfi tört yaradaqı yurtlar barçası Tolı Hânga taalluq bolup erdi. Tolı Hân ölgendin sofi oglanlarımki boldı. Tolı Hânnın ulug hatunı barca oğlanlarının anası Siver Qoqtaybegi, ihtiyar anın qolmda erdi. Hâtûn üç be-gini min kişige baş qılıp kime birlen yiberdi: &amp;#x22;Alaq-çinga barın! Qolıftızdın kelse çapufi, kelmese haber alıp kelin!&amp;#x22; tip. Köp vaqtlar ötkendin son yitti yüz olup, üç beg üç yüz kişi birlen qaytıp kelip aytdılar, her nimerse kim eşitip erdiniz barçası rast. Kümişni köp alıp erdik, kimeni suvnıft yuqarısına yürite bil-meslikdin taşladıq. Havası yaman ıssıq bolur er-kendür. Ol Çingiz Hânga niçük baqmganm Çingiz Hânnıft hikâyetinde tenrim buyursa, aytqumız turur ...<br />
<br />
<span style="font-size: 16px; line-height: normal"> Tatar adı geçmişte ve şimdi de meşhurdur. Bir za-manlar yetmiş bin evlik idi. Pek çok halkı vardı. Her birisi filan ilimiz diye söylerlerdi. Bütün halklar başka başka yerde oturuyorlardı. Ama seçkinleri ve çoğu Hıtay'a yakındı. Buyurnavur denilen yerde oturuyorlardı. Hıtay hükümdarlarına itaat edip hizmette bulunuyorlardı. Zaman zaman Hıtay ile düşman olurlardı. O zaman Hıtay hükümdarı asker gönderip, öldürüp yağmalatıp böylece kendine bağımlı kılardı. Çoğu halkı Aykıramuran denilen suyun bir yakasında otururlardı. Aykıramuran, Kırgız ilinin güneyinden geçtikten sonra ona pak çok su katılar ve büyük bir ırmak olur ve gidip Açı göle dökülür. Göle döküldüğü yerde, göl kıyısında büyük bir şehir vardır, kend-leri çok, dolaşan hayvanları ve halkı çok. At sürüsü çoktur. Yapağısı bizim bütün sürülerimizce olur. Sürüdeki hay-vanların hepsi ala renktir, başka renk olmaz. O şehrin adına Alakçin derler. Onun yakınında gümüş madeni vardır. O memleketin kazanı, tabağı ve kadehi, hepsi kü-müşten olur. Özbeklerin Alalı, Yılkılı, Altunlı, Ocaklı boyları olur denmesinin nedeni budur. Çingiz Han öl-dükten sonra Kırgız yurdu ve onun dört bir yanındaki yurtlar hepsi Tolı Han'a bağlı idi. Tolı Han öldükten sonra oğlanlarının oldu. Bütün idare, Tolı Han'ın büyük karısı, bütün erkek çocukların annesi olan Siver Kok-taybegi'nin elindeydi. Hatun, üç beyini bin kişinin başına geçirip gemi ile gönderdi: &amp;#x22;Alakçin'e gidin! Elinizden gelirse yağmalayın, gelmezse haber alıp gelini&amp;#x22; dedi. Epeyce zaman geçtikten sonra yedi yüz kişi olup, üç bey üç yüz kişi ile geri gelip dediler ki: &amp;#x22;Her ne duyduysanız hepsi doğrudur. Gümüşün çoğunu almıştık, gemiyi suyun üstünde yürütemediğimiz için denize attık. Havası çok sıcak imiş.&amp;#x22; Onun Çingiz Han'a nasıl tâbi olduğunu Çingiz Han'ın hikâyesinde &amp;#x22;Tanrı izin verirse&amp;#x22; anlatacağız.  </span> <br />
<br />
<span style="color: red">    ÖZBEK HÂN BİN TOGRAL HÂN BİN<br />
MENGÜ TEMÜR HÂN BİN BUQA HÂN BİN<br />
BATU HÂN BİN COÇİ HÂN BİN ÇİNGİZ<br />
HÂNNIN HÂN BOLGANININ ZİKRİ  // ÖZBEK HAN BİN TOGRAL HAN BİN MENGÜ TEMÜR HAN BİN BUKA HAN BİN BATU HAN BİN COÇİ HAN BİN ÇİNGİZ HAN'IN HAN OL-MASININ ANLATIMI   </span><br />
<br />
<br />
Toqtagu Hân ölgendin son on üç yaşında Özbek Hân hân boldı. Taqı elni ata-babasmın destûrı birlen zabt qıldı. Her kimnift mertebesini lâyıq hürmet qılıp inEâmlar birdi. El-ulusnı dîn-i islâmga kirgüzdi. Barca halq ol sâhib-i devletnin sebebindin şeref-i islâmga müşerref boldılar. Andın sofi Coçi elini Özbek eli tidiler. Tâ qıyametgaça hem aytqusı tururlar. Dâd ve adinin dâdm birdi. İkki mertebe Erân yurtıga Ebû Seyd Hân üstige bardı. Taqı Erânnı alabilmey qaytıp keldi. Âhirü'l-emr dünyâdın naql qıldı.<br />
<br />
<span style="font-size: 16px; line-height: normal"> Toktagu Han öldükten sonra on üç yaşında Özbek Han, han oldu ve memleketini atalarının izni ile zabtetdi. Her kimin mertebesini hürmete lâyık görse ödüllendirdi. Halkı İslâm dinine soktu. Bütün halk o kutlu kişinin sayesinde islam diniyle onurlandı. Ondan sonra Coçi memleketine Özbek ili dediler. Kıyamete kadar da diyeceklerdir. Hak ve adaletin hakkını verdi. İki defa İran yurduna Ebu Seyd Han'a sefer etti ve İran'ı fet-hedemeden geri dönüp geldi. Sonunda bu dünyadan göç etti.  </span> <br />
<br />
<span style="color: red"> CÂNIBEK HÂN BİN ÖZBEK HÂNNIN HÂN / CANIBEK HAN BİN ÖZBEK HAN'IN HAN BOLGANTNIN ZİKRİ OLMASININ ANLATIMI      </span><br />
<br />
 Özbek Hân ölgendin son Cânıbek Hânnı hân qıldılar. Bu Cânıbek Hân 'aceb müsülmân pâdşâh erdi. 'Ulemâ ve fuzelâ, zühhâd ve ubbâdnı yaqşı hürmet qılur erdi. Şehr-i Sarâycıqda tahtda ol-turdı. Şeriatı Qur'âm bes tutar erdi. Mâlik Eşref bin Temürtaş tigen Âzerbaycânda pâdşâh erdi. Ol Mâlik Eşref [102a] aceb fâsıq ve zâlim erdi. Ol se-bebdin Âzerbaycânnm ahvâli ve mevâlisi her ta-rafga müteferriq boldılar. Qâzî Muhiddîn tigen şehr-i Sarâycıqga bardı-da anda sakin boldı. Amma künde va'z aytur erdi. Bir kün qâzînin va'zını eşitmek üçün hân va'z meclisige bardı. Qâzî va'z aytıp bolgandm son Mâlik Eşrefnin zulm ve bîdâdmdın andag hikâyetler aytdı kim, hân başhq barca halq zâr zâr yıgladılar. Andın sofi qâzî hânga aytdı, eğer barıp Mâlik Eşrefdin biznifi dâdımıznı alıbirmesefi, ferdâ-yı qıyâmet senin itegifide biznifi qolımız, tidi. Hânga bir söz te'sîr qılıp, çerik çaqınp, Mâlik Eşrefnin yurtıga atlandı. Barıp Mâlik Eşref birlen muharebe qıhp, bastı. Taqı Mâlik Eşrefni öltürdi. Mâlik Eşrefnin tört yüz teve la'l ve cevahiri bar erdi, özge mâldın başqa. Cânıbek Hân şol la'l ve cevâhirni tamâm leşkerge qısmet qıldı. Taqı feth ve nusret birlen öz yurtıga müracaat qıldı. Öz yurtıga kelgendin son anın zât-ı şerîfige bir hastalıq peyda bolup uzaqga tartdı. Hân imdi men bu hastalıqdın qurtulman, tip oglı Berdibek Hânnı Âzerbaycânga hâkim qılıp erdi. El-qıssa, Berdibek Hân kelmesdin burun Cânıbek [102b] Hân harâb boldı. Taqı hakjın yığıp, gâyibâne Berdibek Hânnı veliahd qıldı ve köp pend ve nasîhatlarnı aytdı. Taqı târîh yitti yüz ellig sikkizde haq rahmeti şa kitdi. On yitti yıl pâdşâhlıq qıldı. Sarâycıqda medfûn boldı.<br />
<br />
<span style="font-size: 16px; line-height: normal"> Özbek Han öldükten sonra Cânıbek Han'ı han yap-tılar. Bu Cânıbek Han iyi bir müslüman padişah idi. Bil-ginler ve fazıllar, dindarlar ve sofulara çok saygı gös-terirdi. Saray ak şehrinde tahta çıktı. Kuran hükümlerini çok iyi uygulardı. Malik Eşref bin Temürtaş denilen kişi Azerbaycan 'da padişah idi. Bu Malik Eşref son derece bozguncu ve zalim idi. Bu yüzden Azerbaycan'ın ileri gelenleri ve mollaları her tarafa dağıldı. Kadı Mühiddin adlı birisi Saraycık'a vardı ve orada yerleşti. Her gün vaaz verirdi. Bir gün kadının vaazını dinlemek için hü-kümdar vaaz meclisine gitti. Kadı, vaazını bitirdikten sonra Malik Eşrefin zulüm ve haksızlığı üzerine hikâyeler anlattı, hükümdar başta olmak üzere bütün halk zari zari ağlatılar. Ondan sonra kadı, hana dedi ki: &amp;#x22;eğer gidip Malik Eşreften bizim hakkımızı alı-vermezsen yarın kıyamette bizim elimiz senin eteğinde olur&amp;#x22; dedi. Bu söz hükümdara etki etti, askeri çağırıp Malik Eşrefin yurduna doğru ata bindiler. Gidip Malik Eşrefle muharebe edip yendi ve Malik Eşrefi öldürdü. Malik Eşrefin öteki mallan dışına dört yüz deve yükü kırmızı yakutu ve incileri vardı. Cânıbek Han bu ya-kutlan ve incileri tamamıyla askerlere dağıttı ve fetihten sonra zafer kazanarak kendi yurduna döndü. Kendi yur-duna döndükten sonra onun kutlu zatına bir hastalık arız olup iş yapamaz hale getirdi. Han, şimdi ben bu hastalıktan kurtulmam deyip oğlu Berdibek Han'ı Azer-baycan'a hakim yapmıştı. Kısaca, Berdibek Han gel-meden önce Cânıbek /102b/ Han mahvoldu ve halkını toplayıp kendisi yokken Berdibek Han 'ı veliaht yaptı ve ona çok öğütler verdi. 758 tarihinde hakkın rahmetine kavuştu. 17 yıl padişahlık yaptı, Saraycık'ta defnedildi.  </span><br />
<br />
<br />
<span style="color: red">   BERDİBEK HÂN BİN CANIBEK HÂNNIN HÂN BOLGANININ ZİKRİ  /  BERDİBEK HAN BİN CANIBEK HAN'IN HAN OLUŞUNUN ANLATIMI    </span><br />
Cânıbek Hân ölgendin sofi Tebrizdin Berdibek Hân Sarâycıq[ga] keldi. Üç kün aza tutdılar. Azadın sofi tamâm şehzadeler ve ümerâlar Berdibek Hânnı hân qıldılar. Bu Berdibek Hân 'aceb zâlim-tabE, fâsıq, içi qara ve bed-niyet kişi erdi. Aqa ve inişinde, qa-rındaş-urugında hîç kişi qoymay öltürdi kim, yurt özümge bâqî qalgay tip. Bilmedi kim, dünyâ fânî turur. Âhir pâdşâhlıgı ikki yılga yetmey, târîh yitti yüz altmış ikkide vefat tapdı. Sayın Hân evlâdı Ber-dibek-de munqatı' boldı. Hâlâ Özbek içinde mesel turur: &amp;#x22;Hâr boynı Berdibekde kesildi.&amp;#x22; Andm sofi Coçi Hânnıft özge oğlanlarının evlâdı pâdşâhlıq qıldılar.<br />
Ebu'1-Gazi, Şecer-i Türk, Çolpan Neşriyatı, Taşkent 1992, 32-35 ve 108-109 sayfalarından alınmıştır.<br />
<br />
<span style="font-size: 16px; line-height: normal"> Cânıbek Han öldükten sonra Berdibek Han Tebriz 'den Saraycık'a geldi, üç gün yas tuttular. Yasdan sonra bütün şehzadeler ve emirler Berdibek Han 'ı han yaptılar. Bu Berdibek Han son derece zalim tabiatlı, bozguncu, ruhu kara ve kötü niyetli kişi idi. Ağabeyi ve küçük kardeşlerinden, kardeş çocuklarından hiçbirini sağ bırakmayarak öldürdü. Ülke ebediyen benim olsun dedi. Bilmedi ki dünya fanidir. Sonunda padişahlığı iki yıla varmadan 762 tarihinde vefat etti. Sayın Han'ın evladı Berdibek'in de soyu kesildi. Hâlâ Özbek halkı arasında bir deyim vardır, &amp;#x22;eşek boynu Berdibek'te kesildi.&amp;#x22; Ondan sonra Coçi Han'ın öteki oğlanlarının çocukları padişahlık yaptılar.  </span> <br />
<br />
Latin Harflerine aktaran : Prof. Dr. Mustafa Canpolat &#8226; Türkiye Türkçesi'ne aktaran : Özkan Öztekten<br />
<br />
Kısa Bir Bakış Yaptık ; İlk Fırsatta Ebulgazi Bahadır Han'ın Eserleri olan <br />
Şecere-i Terakime<br />
 ve<br />
Şecerei Türk <br />
Hakkında Bilgi Aktarmaya Çalışacağız.</span></span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2822@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Ebulgazi Bahadır Han</dc:subject>
<dc:date>2011-02-28T08:04:13+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>HAZARLAR VE TEREKEMELER (2)</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1302#2816</link>
<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold">AZERBAYCAN &amp;#xA0;Tarihi'ni incelediğimizde &amp;#xA0; evet (Dağılan)Hazar Türklerin'den ayrılma bir kol olduğu açıkca görülüyor.AZERBAYCAN ismi ve tarihi hakkında daha geniş bilgiye <a href="http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;#x26;file=viewtopic&amp;#x26;p=2509#2509" target="_blank" title="http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;#x26;file=viewtopic&amp;#x26;p=2509#2509" class="postlink" rel="nofollow"><span style="color: red">BÖLÜME GİRİŞ TIKLA </span></a>ulaşmak için ...</span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2816@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>HAZARLAR VE TEREKEMELER (2)</dc:subject>
<dc:date>2011-02-08T13:54:35+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>VALEH HACILAR IN ARDINDAN  Dr. Semra ALYILMAZ in Yazisi</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1348#2815</link>
<description><![CDATA[<span style="font-size: 18px; line-height: normal">Türk dünyasının bir dağı daha devrildi 23 Ocak 2010 tarihinde&#8230; <br />
<br />
&#8220;Dede Korkut Diyarı&#8221;nı, &#8220;Köroğlu&#8217;nun Mekânı&#8221;nı, &#8220;Âşıkların, Ozanların Vatanı&#8221;nı aydınlatan bir <br />
&#8220;Yıldız&#8221; kaydı dünyadan&#8230; <br />
<br />
Bir köşe taşı daha düştü duvardan&#8230; <br />
<br />
Gürcistan Türkleri&#8217;nin önderi, Karapapak Türkleri&#8217;nin lideri, âlim, şair, yazar, <br />
devlet adamı Valeh HACILAR ayrıldı aramızdan&#8230; <br />
<br />
Gözlerde yaş, yüreklerde acı bırakarak yelken açtı sonsuzluğa Valeh Müellim: <br />
Hele gurumamış gözlerin nemi, <br />
Üstümüzü aldı ayrılık demi, <br />
Yolçu yolda gerek, açın yelkeni, <br />
Valeh&#8217;in gedişi şeir deyil mi?! <br />
<br />
Kahramanlığın, yiğitliğin, sazın, sözün eksik olmadığı Türk yurtlarından <br />
Borçalı&#8217;da hem de yiğidin harman olduğu Darvaz&#8217;da 15 Nisan 1951 tarihinde <br />
doğmuştu Valeh HACILAR&#8230; <br />
<br />
Karapapak Türkleri ile Türkiye Türkleri&#8217;nin ortak kahramanı, &#8220;İki Élin Balası Mihrali Bey&#8221;in hemyerlisi / köylüsü idi O. Ebedî mekân /ebedî istirahatgâh olarak da Darvaz&#8217;ı seçti O &#8230; <br />
Neden mi? Yadlara, yağılara tarihin hiçbir döneminde baş eğmemişti çünkü Darvaz&#8230; <br />
<br />
Kıpçaklar&#8217;la Oğuzlar&#8217;ın kaynayıp karıştığı; yürekleri kadar bilekleri de güçlü olanların doğup büyüdüğü yerdi Darvaz&#8230; <br />
<br />
Ataların, babaların, ağbirçek anaların etrini / kokusunu, sırrını, büyüsünü barındıran, <br />
koruyup saklayan &#8220;Kutlu Mekân&#8221;dı Darvaz&#8230; <br />
<br />
HACILAR&#8217;ın gönlünün istediği, ruhunun sükûnet bulduğu, her gittiğinde düğün <br />
bayram ettiği, ayrılığına alışamadığı, dayanamadığı, aklından çıkaramadığı, <br />
doymadığı / doyamadığı, ebediyen kavuşmayı arzuladığı yerdi Darvaz: <br />
<br />
Yene Darvaz yada düşdü, <br />
Ne susmusan, din, ay könül. <br />
Heyalları gerçek ele, <br />
Köhlenini min, ay könül. <br />
<br />
&#8727; Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Yoncalık / <br />
Erzurum; <br />
<br />
<br />
Yollarına yar olginen, <br />
Ehde düz ilgar olginen, <br />
Sellerden ahar olginen, <br />
Yellerden yeyin, ay könül. <br />
Ellini hakladı yaşın, <br />
Şeherlerde nedir işin? <br />
Darvaz ile her görüşün <br />
Olar toy-düyün, ay könül. <br />
İller ötür zaman keçir, <br />
Günler ötür, güman çekir, <br />
Bu kent meni yaman çekir, <br />
Çekir günbegün, ay könül. <br />
Valeh dözmez ferağına, <br />
Döner yanan çırağına, <br />
O halalca toprağına <br />
Govuşsan, sevin, ay könül. <br />
<br />
<br />
Türk dünyasının dört bir yanından gelen doğmaları, yoldaşları, gardaşları, can dostları 24 Ocak günü onun aziz naşını Tiflisteki evinden alıp çok sevdiği baba ocağına, Darvaz&#8217;a götürdüler. 25 Ocak 2010 tarihinde de sevenleri Darvaz&#8217;da emanet ettiler hasretine dayanamadığı, yaşarken doyamadığı &#8220;Ata Toprağı&#8221;na O&#8217;nu&#8230; <br />
<br />
Karapapak Élleri&#8217;nde 80&#8217;li 90&#8217;lı yaşlarda ölenler için &#8220;Daha cavandı / gençti&#8221; derler. <br />
<br />
Peki ne demeli daha 59 yaşındaki gidişine Valeh Müellim&#8217;in? <br />
<br />
Acelesi neydi sanki Valeh Müellim&#8217;in? <br />
<br />
Söz mülkünün sultanı, sırdaşı Yunus mu bekliyordu O&#8217;nu? <br />
<br />
Söz mülkünden deste tutan, <br />
Gül gohlayan Yunus m&#8217;ola? <br />
Allahını sévenleri <br />
Gonaglayan Yunus m&#8217;ola? <br />
Kimler durdu gesdimize? <br />
Gédemmedik dostumuza. <br />
Yad gülende üstümüze <br />
Gan ağlayan Yunus m&#8217;ola? <br />
Hagg yolunda üzgün olan, <br />
Tereziden düzgün olan, <br />
Bir séhirli güzgüm olan, <br />
Sirr sahlayan Yunus m&#8217;ola? <br />
Yadlaşarsag babamıza <br />
Küller olar tepemize, <br />
Bir ses yétdi obamıza &#8211; <br />
Soraglayan Yunus m&#8217;ola?! <br />
<br />
Çok erken oldu bu gidiş hem de çok erken&#8230; <br />
<br />
Candan sevdiği, ömrünü adadığı Karapapaklar&#8217;ı buydu şimdi üzen, inciten, yasa gark eden&#8230; <br />
<br />
Öğrencisi Gazeteci, Şair, Yazar Rafig Hümmet, için için ağlayıp: <br />
<br />
Boş görerek yüvasını, <br />
Tutdum mehebbet yasını. <br />
Valéh hezin havasını <br />
Çaldı menim üreyimde <br />
<br />
derken Valeh Müellim, O&#8217;na ve sevenlerine önceden cevabını hazırlamıştı sanki: <br />
<br />
Dünyadan géderik &#8211; izimiz galar, <br />
Söhbetimiz galar, sözümüz galar. <br />
Ne geder yansag da, küle dönsek de, <br />
Hardasa, kül altda közümüz galar. <br />
Görklü Tanrı bilir kimin ne kadar ömür süreceğini. <br />
İster uzun ister kısa sürsün hayat; <br />
boyun büker, boyun sunarız buyruğuna Allah&#8217;ın elbet: <br />
Küllü nefsin zaikatül mevt! <br />
(Her canlı ölümü tadacaktır) Ali İmran Suresi 185. Ayet <br />
<br />
Valeh HACILAR&#8217;ı Türkiyedeki bütün bilim insanları gibi ben de meslektaşım Cengiz ALYILMAZ <br />
<br />
vasıtasıyla tanıdım. 20 yıla ulaşan bir dostluk yalnız bizleri değil ailelerimizi de bağladı birbirine&#8230; <br />
<br />
Üstelik dostlarımız, arkadaşlarımız da dost, arkadaş oldular birbirleriyle&#8230; Sevinçte ve kederde <br />
<br />
birlikte olduk hep&#8230; Yaşanan / yaşatılan acıları, çekilen / çektirilen sıkıntıları gönlümüzde ruhumuzda <br />
<br />
birlikte hissettik hep&#8230; Bir farklı bağ vardı sanki HACILAR Ailesi&#8217;yle aramızda&#8230; Allah&#8217;ın lütfuydu bu <br />
<br />
dostluk sanki&#8230; Bilinsin diye Gürcistandaki Türkler, Karapapaklar, Terekemeler&#8230; <br />
<br />
Duyulsun, işitilsin diye sesleri&#8230; Doktora tezi olarak hazırladığım çalışma1 da dikkatleri çekmek içindi <br />
<br />
zaten Karapapak Élleri&#8217;ne&#8230; Her sözcüğünde, her satırında benim kadar emeği vardı Valeh <br />
<br />
Müellim&#8217;in&#8230; Sonra projeler yapıldı Gürcistandaki Türkler&#8217;in Dünü Bugünü ile ilgili olarak&#8230; <br />
<br />
<br />
<br />
Gürcistan&#8217;da Valeh Müellim ve ekibi Türkiye&#8217;de Cengiz Bey ve ekibiyle iş birliği, <br />
<br />
güç birliği yaptılar atalar mirasını ortaya çıkarmak için... <br />
<br />
Yordu zaman zaman suyun başını tutanların, yetkililerin, (sözde) ilgililerin ilgisizliği Cengiz Bey ve ekibini &#8230; &#8220;Garslı Gardaşım Cengiz ALYILMAZ&#8221;a ithafıyla başlayan &#8220;Seni&#8221; başlıklı şiirinde olduğu gibi o anlarda Valeh Müellim&#8217;in şiirleri güç verdi bizlere&#8230; Çıkamadık bir daha Karapapak Élleri&#8217;nden: <br />
<br />
Dost yolunda Borçalının <br />
Yolları yohlayar seni, <br />
Gözelliyi göz ohşayar, <br />
Könülden ohlayar seni. <br />
Gören tutar ellerinden, <br />
Doyammazsan dillerinden, <br />
Çıhammazsan éllerinden <br />
Torpağı bağlayar seni. <br />
Yollar uzak yoldu déme, <br />
Yolçusu yoruldu déme, <br />
Valeh&#8217;e yad oldu déme <br />
Gelbinde sahlayar seni. <br />
<br />
Her gidenin ardından âdet olduğu üzere bir şeyler söylenir hep. <br />
<br />
Üstelik de tanıyan tanımayan, yanan yanmayan birçok kimse de kendini göstermek için bu gidişi fırsat bilir&#8230; <br />
<br />
Gidenin neler yaşadığı, çektikleri, idealleri, hayalleri&#8230; hep onların bilgisi dahilinde olmuş sanki &#8230; <br />
<br />
Onlar dolaşmışlar bütün Karapapak Élleri&#8217;ni adım adım Valeh Müellim&#8217;le sanki&#8230; <br />
<br />
Ortak olmuşlar onun yaşadıklarına ve çektiklerine sanki&#8230; <br />
<br />
Dr. Semra ALYILMAZ Borçalılı Bilim Adamı, Eğitimci, Şair Valeh Hacılar Hayatı - Sanatı-Şiirleri (Ankara, 2003; VI+277 s., Devran Yay.). </span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2815@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>VALEH HACILAR IN ARDINDAN  Dr. Semra ALYILMAZ in Yazisi</dc:subject>
<dc:date>2011-02-05T13:15:24+03:00</dc:date>
</item>

</channel>

</rss>

