<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-1"?>
<?xml-stylesheet title="XSL_formatting" type="text/xsl" href="includes/rss/rss_20.xsl" ?>

<rss version="2.0" 
 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
 xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
 xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
 xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#">

<channel>
<title>Garapapag.Com</title>
<link>http://www.garapapag.com</link>
<description>Garapapag, Karapapak, QarapapaQ, garapapah, Azeri, Azerie</description>
<copyright>Garapapag.Com</copyright>
<generator>Garapapag.Com Evo RSS Parser</generator>
<ttl>60</ttl>

<image>
<title>Garapapag.Com</title>
<url>http://www.garapapag.com/images/evo/minilogo.gif</url>
<link>http://www.garapapag.com</link>
<width>94</width>
<height>15</height>
<description>Garapapag Dostlari</description>
</image>
<dc:language>en-us</dc:language>
<dc:creator>garapapag@gmail.com</dc:creator>
<dc:date>2010-09-08T00:55:00+03:00</dc:date>

<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
<sy:updateBase>2010-09-08T00:55:00+03:00</sy:updateBase>

<item>
<title>Sitemiz Açılmıştır Hayırlı Olsun</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=2#2786</link>
<description><![CDATA[<table width="90%" cellspacing="1" cellpadding="3" border="0" align="center" class="bodyline"><tr>
    <td><span class="genmed"><strong>maralnaz";p="2785 Wrote:</strong></span></td>
</tr><tr>
    <td class="quote">siteniz hayirli  ugurlu olsun.tüm güzellikleri paylasma adina,,üyeniz olarak merhaba garapapag.com</td></tr></table>
 <span style="font-weight: bold"><span style="text-decoration: underline"> &amp;#xA0;Teşekkürler ; Hoşgeldiniz</span></span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2786@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Sitemiz Açılmıştır Hayırlı Olsun</dc:subject>
<dc:date>2010-09-07T09:48:30+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Casus Yazılım</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1344#2784</link>
<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold"><br />
 MS Kullanicisini kaldirin:<br />
Microsoft Sisteme uzaktan erisim ile sisteme girebilen bir destek kullanici entegre etmistir. Ne amacla sisteme müdahale edebilecegi haala tam olarak acik degildir. Eger kullanici hesaplarindan( Lokal kullanici ve Gruplari-Kullanici) - Mssupportuser diye birsey görürseniz bunu silin. <br />
<br />
 Casus alexa ya dur diyelim: Başlat çalıştır regedit enter<br />
(HKEY_LOCKAL_MACHINE\ Software\ Microsoft\ Internet Explorer\ Extensions\c95fe080-8f5d-11d2-a20b-00aa003c157a) bu registry deki : <br />
c95fe080-8f5d-11d2-a20b-00aa003c157a degerini silin.<br />
<br />
.Gelin Microsoftun bir ajanını daha etkisiz hale dgetirelim:<br />
Gezdiğiniz internet sitelerini kaydeden ve hatta internetten indirdiğiniz herşeyin kayıtlarının tutulduğu bir anahtar<br />
olduğunu biliyormuydunuz,aşağıdaki anahtar altında yeralan bu kaydın ne amaçla konduğu gayet açıktır<br />
&amp;#x22;HKEY_CURRENT_USER/Software/Microsoft/Windows/CurrentVersion/Explorer/ComDlg32&amp;#x22;<br />
anahtarı altındaki &amp;#x22;OpenSaveMRU&amp;#x22; anahtarını silin ( Bu anahtar altında download ettiğiniz herşeyin kaydı tutulur, o nedenle zaman zaman bu anahtarı silmeniz gerekir çünkü pc yi her başlattığınızda kendini yeniden oluşturur.<br />
Yine bir alt anahtar olan: &amp;#x22;LastVisitedMRU&amp;#x22; bu anahtarı da silmeniz yerindedir, yapılan denemelerde bu anhtarları silmenin sisteme hiçbir zararı olmadığı saptanmıştır.<br />
Almancadan Türkçeleştiren : Velociraptor.<br />
Arkadaşlar ben bu işi kökünden halletmek istedim ve alt anahtarlar yerine &amp;#x22;ComDlg32&amp;#x22; anahtarını komple sildim ve Pc yi boot ettiğimde yeniden oluşmadı vay be bugüne kadar Microsoft benim her download ettiğim şeyi biliyormuş demekki, aslında bu üstteki gibi 100 lerce casusun olduğuna ben şahsen eminim ama zamanla ortaya çıkacak bende alman ordusu neden Microsoft ürünlerini kullanmama kararı aldı diye düşünüyordum, demekki varmış bir bildikleri.<br />
<br />
IEWatson u durduralım:<br />
int. Explorer Hatalari Microsoft`a göndermesin, çünkü hata ile birlikte yanında neler gönderdiği belli değil<br />
<br />
HKEY_LOCAL_MACHINE\Software\Microsoft <br />
\Internet Explorer\Main e gelip burada yeni bir Dwort degeri olusturalim adi :IEWatsonEnabled ve degerini 0 olarak verelim. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 . İnternet Exploreri terbiye edin:<br />
İnternet Explorer Microsoft ile iletişim kurma araçlarından biridir, ve genellikle hiçbir Firewall tarafından durdurulmaz<br />
Araçlar - internet seçenekleri - Gelişmiş altında<br />
a.Automatically check for İnternet Explorer Updates teki tik i kaldırın.<br />
b.Use Passive FTP deki tik i kaldırın.<br />
c.Enable Integrated windows Authentication daki tik i kaldırın<br />
<br />
 .Otomatik Updateleri kapatın:<br />
Bilgisayarımı sağ clickleyip özellikler diyelim ve açılan ekrandaki Automatic Updates e clickleyelim ve buradan Otomatik güncellemeleri engelleyelim.<br />
<br />
 .RegDone = 1 Kaydını girelim:<br />
İnternete Her bağlandığınızda Microsoft robotları RegDone kaydınızın 1 olup olmadığını denetler, Bu denetleme sırasında Nicrosoftun başkaca hangi verilerinizi denetlediğini Microsoft gizli tutuyor.<br />
Abhilfe:<br />
Start --&amp;#x3E; Run --&amp;#x3E; Regedit --&amp;#x3E;<br />
HKEY_LOCAL_MACHNE\Software\Microsoft\WindowsNT\Cur rent Version <br />
RegDone = 1<br />
<br />
 Aktivizasyon kontrolü:<br />
Windowsunuzun Aktive edilip edilmediğini kontrol edin (Not : Bu işlem sırasında online olmamanız Tavsiye edilir.)<br />
Abhilfe:<br />
unter Start --&amp;#x3E; Run --&amp;#x3E; %systemroot%\system32\oobe\msoobe.exe /a değerini girin ve ok deyin<br />
<br />
HEPSİNİ DENEDİM  ve sonuç aldım kesinlikle zararINI GÖRMEDİM   yanlış ayarlamalardan sorumlu DEĞİLİM.<br />
</span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2784@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Casus Yazılım</dc:subject>
<dc:date>2010-09-03T08:50:46+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Şecere-i Terâkime</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1340#2783</link>
<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold"><span style="font-style: italic"><span style="color: red"> &amp;#xA0;REŞÎDÜDDÎN OĞUZNÂMESÎ</span> <br />
<br />
<br />
T ü r k l e r ' d e n Osmanlı hanedanına kadar, bütün Türk hükümdarlarının<br />
yakınlarından birinin ölümü karşısında hüngür hüngür ağladıklarını biliyoruz.<br />
Türkler'de ölüm gibi olaylar karşısında ağlamak tabiî bir tepki kabul<br />
ediliyor, belki ağlamamak ayıp sayılıyordu. Destan kahramanlarında şiddetli<br />
üzüntünün başlıca tezahürlerinden birisi de börk yahut sarıklarını<br />
yere vurmaktı ki, Osmanlılarda da aynı gelenek vardı. Gök<br />
Türkler'de, ölüm vukuunda, ve cenaze töreninde (yuğ) saçların kesildiğini ve<br />
yüzlerin çizildiğini biliyoruz.<br />
Üzüntülü zamanlarda, ak renkteki elbiseler çıkarılarak, karalar giyilir<br />
ve gök sarındırdı ki &amp;#xA0;bunu da Osmanlılar dahil olmak üzere, başlıca<br />
Türk hanedanlarında, İlhanlılar ve Timurlular'da görüyoruz<br />
<br />
 &amp;#xA0;Kısaca XVI. yüzyılda, İstanbul'da bile alelade zamanlarda kara renkli<br />
elbiseler giyilmez ve bu renkte elbiseleri yabancıların dahi giymeleri hoş<br />
görülmezdi .<br />
Destanlarda kahramanlar, öldükleri takdirde, atlarının boğazlanıp,<br />
yani kesilip aşlarının verilmesini vasiyet etmektedirler409. Destanlarda bu geleneğin görülmesi pek dikkate şayandır. Çünkü, bu, pek eski bir gelenek<br />
olup T ü r k l e r ' i n İ s l â m l ı k t a n önceki dinî inanışları ile ilgilidir. Gök Türkler<br />
çağında ölenin atlarının kendisi ile birlikte gömüldüğünü veya kesildiğini<br />
bildiğimiz gibi410, X. yüzyılda Oğuzlar'da da ölenin atları kesiliyor ve<br />
derileri mezarın yanındaki sırıklara asılıyordu. İbn Fadlan'ın411 öğren<br />
diğine göre, atlarının kesilmesi, ölenin, uzun bir yolculuk yapacağı C e n n e t ' e<br />
yayan gitmemesi içindi. Yani, ölen, C e n n e t ' e kesilen atlarına binerek gidecekti<br />
.<br />
Kısacası, atlarının kesilmesi, silâhlarının ve bazı şahsî eşyalarının mezara<br />
konması, ölenlerin öbür dünyada bunlardan mahrum kalmaması içindi,<br />
onlara göre, öbür dünyadaki hayat, belki ebediliği istisna edilir ise, bu dünyadakinden<br />
farksızdır. Destanlarda kahramanların atlarının kesilerek aş verilmesinden<br />
bahsedilmesi yalnız inanç olarak değil, gelenek olarak ta eski bir<br />
hâtıranın ifadesi olsa gerektir. Çünkü XV. yüzyılda ve hattâ Selçuklular<br />
çağında ölenlerin atların kesildiğine dair henüz bir kayda rastgelemedik.<br />
Türkler'in, öbür dünya (ol acun) üzerindeki eski inanışlarının XI. destanda<br />
da ifade edildiği görülüyor. Bu destanda anlatıldığına göre, beylerbeyi<br />
S a l u r Kazan, T o m a n ' ı n kalesi tekürü tarafından tutsak alınarak kaledeki<br />
bir kuyuda hapsedilmişti. Tekür'ün karısı, ününü çok duyduğu Kazan'ın<br />
yanına gider ve ona: &amp;#x22;Kazan Beg nedür halün, dirliğin yir altında<br />
mı hoştur, yoksa yir yüzünde mi hoştur, hem şimdi ne yir sin, ne içersin neye binersin&amp;#x22;<br />
der. Kazan da : &amp;#x22;ölülerine aş virdüğün vakit ellerinden alıram. Hem ölülerünüzün<br />
&amp;#x22;Menfim anam menüm içün kayurmasın<br />
Bir ay baksun<br />
Bir ayda varmaz isem iki ay baksun<br />
İki ayda varmaz isem üç ay baksun<br />
Üç ayda varmaz isem öldügümi ol vakit bilsün<br />
Aygır atum boğazlayup aşum virsün<br />
Yad kızı helaluma destur virsün. &amp;#x22;demişti (Ergin, s. 10).<br />
Dahi U s u n K o c a oğlu S e ğ r e k , Alınca kalesinde tutsak olan ağabeyisi Eğrek'i<br />
kurtarmaya giderken karısına: &amp;#x22;Kızsen mana bir yıl bakgıl, biryılda gelmezisem iki yıl<br />
bakgıl iki yılda gelmezisem üç yıl bakgıl, gelmezisem ol vakit menüm öldüğümü bilesin. Aygır<br />
atum boğazlayup aşımı vergil&amp;#x22; sözlerini söylemişti (Ergin, s. 228) &amp;#xA0;garapapag. co m<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;Bilge Kağan, yazıtında Kültegin'in ölümünden ötürü: &amp;#x22;bunca budun saçın kulakın,<br />
biçti&amp;#x22; deniliyor (Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk yazıtları, T. D. K., İstanbul, 1936,<br />
I,s. 70).Batı Gök Türk yabgusu Turxanth'ın, babası Dilzibul'un ölümünden dolayı,<br />
Türk geleneğine göre, yüzünü çizip yırtmadığı için Bizans elçisine hakaret ettiği malûmdur.<br />
(Chavannes, Documents, s. 24).<br />
4 0 6 Gökyay s. 33, 34, 38, 39, Ergin s. 130, 131, 133, 134, 139, 140. 174.<br />
407 Türkler'in ölüm ile ilgili davranışları bütün tarihleri boyunca -esası aynı kalmak<br />
suretiyle- sürüp gelmiştir. Bir Gök Türk kağanı ile bir Osmanlı pâdişâhının bir çok ruhî<br />
davranışları arasında hemen hiç fark yoktur. Ölüm gibi şiddetli üzüntülerin tepkileri de<br />
bunlardan birisidir. T ü r k l e r ' in ölüm karşısındaki davranışları üzerinde, her devir için<br />
yeter derecede malzeme bulunduğu halde bunlar toplu ve mukayeseli bir surette henüz<br />
işlenmemiştir. Biz burada bu mes'ele ile ilgili olarak tarihî kaynaklardan aldığımız bir<br />
kaç misâli zikredeceğiz.<br />
Türkler'in dünyanın en savaşçı kavimlerinden birisi oldukları halde, üzüntülü olaylar<br />
ve bilhassa ölüm gibi bir hâdise karşısında gösterdikleri tepkilerin islâm şehirlerindeki halkça<br />
biraz garib karşılandığı anlaşılıyor. 1081 yılında Selçuklu hükümdarı Melikşah'ın,<br />
Davud adlı oğlu ölmüştü. Melikşah, oğlunun ölümünden o kadar büyük bir teessür<br />
duydu ki, kendisini bir kaç defa öldürmek istemiş, fakat yanında bulunanlar bunu önlemişlerdi. İsfahan'a, dört bir yandan gelen Türkler, saçlarını kesmişler, atlarının<br />
alınlarını çizmişler, eğerlerini ters çevirip, onların üzerine kara örtüler örtmüşlerdi.<br />
Yas yedi gün sürmüş, biryandan devlet erkânının gayretleri, bir yandan da halifenin<br />
divana çıkması hakkında gönderdiği haberler üzerine yas'a son verilmişti (Sıbt ibn<br />
ul Cevzî, Türk İslâm Eserleri Müzesi ktp, nr. 2134,yap. 47b). Keza, Selçuklu<br />
sultanı Muhammed Tapar'ın ve Sancar'm annesinin ölümleri üzerine<br />
müverrihlerin görülmemiş ve işitilmemiş kelimeleri ile vasıfladıkları büyük yaslar<br />
tutulmuştu (İbnul Esir, X, s. 231, 252). Urfalı Mathieu'ye göre (Dulaurier<br />
yay. Paris, 1858, s. 303), Gence bölgesinde Gazi adlı bir Türk beyi, 1122 de başarılı bir<br />
akından dönerken, Gürcü kralı David'in saldırışına uğrayarak yenilmiş, ölümden ve<br />
tutsak olmaktan kurtulan Türkler, başlarına toprak saçmışlar, yas elbiseleri giyip, başları<br />
açık olarak, Gence'ye sultanları Muhammed T a p a r ' ı n oğlu Melik'in (Tuğrul)<br />
katına gitmişlerdi.<br />
Moğollar çağında da, ölüm dolayısiyle ağır yaslar tutuluyordu. Misal olarak 01 cay t u '<br />
nun ölümü dolayısiyle yapılan yasdan bahsedelim:<br />
Ebu Said, Horasan'dan Sultaniyye'ye yaklaşınca, devlet erkânı ve emirler kendisini<br />
karave gök renkte olan yas elbiseleri ile karşılamışlardı. Sultaniye'ye gelince, U l c a y t u ' n u n<br />
mezarı gözyaşları ve feryadlar içinde ziyaret edilmiş, sonra yuğ aşı verilmişti (Hafız-i<br />
Ebru, Z-Camiut-tavârih-iReşidi,s. 72). CelayirliŞeyb. Uveys, 1361 deölenBayram Beg<br />
adlı inakı için, çıplak vücuduna kara kepenek giyerek görülmemiş ve işitilmemiş bir yas tutmuşdu<br />
(aynı eser, s. 195). Türkiye'de beylikler çağında da &amp;#x22;ağır yaslar&amp;#x22; tutuluyordu.<br />
Osmanlı devrinde de yas geleneği aynen devam ettirilmiştir. Meselâ, müstakbelFâtih,<br />
babasının ölümü üzerine, tahta geçmek için Edirne'ye yaklaşırken vezirler, beylerbeyiler,<br />
âlimler ve şeyhler bir fersahlık yerden kendisini karşılamışlar ve dönüşte şehre girmeden<br />
önce II. Murad'ın ölümü dolayısiyle ağlama ve feryat etmeye başlamışlardı. Mehmed<br />
de atından inerek onlar ile birlikte ağlamıştı (Hammer, I I , s. 207). Kanunî babasının cenaze<br />
töreninde, törende bulunan herkes gibi, karalar giyinmişti (Aynı eser, V, s. n ) . Kendisi<br />
Mısır'da bulunduğu esnada Yeniçeriler'in ayaklandığını öğrenen Kanunî'nin vezir-i<br />
âzamlarından Makbul İ b r a h im Paşa bundan büyük Bir üzüntü duyarak kara elbise<br />
giymişti (Aynı eser, V, s. 50).<br />
4 0 8 Avusturya elçisi Busbek, Türkler'in bu yüzyılda kara renkten nefretini pek<br />
açık bir surette anlatıyor:<br />
&amp;#x22;Türkler siyah rengi bayağı ve uğursuz sayarlar. Bir adamın siyah esvab giymesi iyi<br />
nazarla görülmez. O derecede ki, paşalar bizi siyah esvabla görünce çok defalar hayretlerimi<br />
bildirmişler hattâ ciddî surette şikâyet etmişlerdir. Türkiye'de hiç kimse siyah esvabla<br />
meydana çıkmaz. Meğer ki mühim bir para ziyanına uğramış, yahut bazı ağır hastalıklara<br />
maruz kalmış olsun. Yeşil renk kibarlık alâmeti telâkki ediliyor. Fakat harb zamanında<br />
ölüm işareti diye kabul olunmuştur. Beyaz, sarı, mor ve kurşunî v.s. daha uğurlu addedilir<br />
(Türk mektupları, s. 72). Ünlü Türkmen şâiri Dadal Oğlu'nun bir şiirindeki:<br />
&amp;#x22;Karalar giydik de attık alları&amp;#x22;<br />
mısraınında gösterdiği gibi (P. Naili Boratav-H.V edad Fır a t l ı , İzahlı Halk edebiyatı<br />
antolojisi, Ankara, 1943, s 179), XIX. yüzyılda Güneyli Türkiye Türkmenleri arasında eski<br />
yas geleneği henüz unutulmamıştı.<br />
4 0 9 Kâfirler'e tutsak düşmüş olan Uruz, babası Kazan'a, kendisi için, tehlikeye<br />
atılmaması ile ilgili olarak söylediği fedakârca sözler arasında .... <br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; geleneğin görülmesi pek dikkate şayandır. Çünkü, bu, pek eski bir gelenek<br />
olup T ü r k l e r ' i n İ s l â m l ı k t a n önceki dinî inanışları ile ilgilidir. Gök Türkler<br />
çağında ölenin atlarının kendisi ile birlikte gömüldüğünü veya kesildiğini<br />
bildiğimiz gibi410, X. yüzyılda Oğuzlar'da da ölenin atları kesiliyor ve<br />
derileri mezarın yanındaki sırıklara asılıyordu. İbn Fadlan'ın411 öğren<br />
diğine göre, atlarının kesilmesi, ölenin, uzun bir yolculuk yapacağı C e n n e t ' e<br />
yayan gitmemesi içindi. Yani, ölen, C e n n e t ' e kesilen atlarına binerek gidecekti<br />
.<br />
Kısacası, atlarının kesilmesi, silâhlarının ve bazı şahsî eşyalarının mezara<br />
konması, ölenlerin öbür dünyada bunlardan mahrum kalmaması içindi,<br />
onlara göre, öbür dünyadaki hayat, belki ebediliği istisna edilir ise, bu dünyadakinden<br />
farksızdır. Destanlarda kahramanların atlarının kesilerek aş verilmesinden<br />
bahsedilmesi yalnız inanç olarak değil, gelenek olarak ta eski bir<br />
hâtıranın ifadesi olsa gerektir. Çünkü XV. yüzyılda ve hattâ Selçuklular<br />
çağında ölenlerin atların kesildiğine dair henüz bir kayda rastgelemedik.<br />
Türkler'in, öbür dünya (ol acun) üzerindeki eski inanışlarının XI. destanda<br />
da ifade edildiği görülüyor. Bu destanda anlatıldığına göre, beylerbeyi<br />
S a l u r Kazan, T o m a n ' ı n kalesi tekürü tarafından tutsak alınarak kaledeki<br />
bir kuyuda hapsedilmişti. Tekür'ün karısı, ününü çok duyduğu Kazan'ın<br />
yanına gider ve ona: &amp;#x22;Kazan Beg nedür halün, dirliğin yir altında<br />
mı hoştur, yoksa yir yüzünde mi hoştur, hem şimdi ne yir sin, ne içersin neye binersin&amp;#x22;<br />
der. Kazan da : &amp;#x22;ölülerine aş virdüğün vakit ellerinden alıram. Hem ölülerünüzün<br />
&amp;#x22;Menfim anam menüm içün kayurmasın<br />
Bir ay baksun<br />
Bir ayda varmaz isem iki ay baksun<br />
İki ayda varmaz isem üç ay baksun<br />
Üç ayda varmaz isem öldügümi ol vakit bilsün<br />
Aygır atum boğazlayup aşum virsün<br />
Yad kızı helaluma destur virsün. &amp;#x22;demişti (Ergin, s. 10).<br />
Dahi U s u n K o c a oğlu S e ğ r e k , Alınca kalesinde tutsak olan ağabeyisi Eğrek'i<br />
kurtarmaya giderken karısına: &amp;#x22;Kızsen mana bir yıl bakgıl, biryılda gelmezisem iki yıl<br />
bakgıl iki yılda gelmezisem üç yıl bakgıl, gelmezisem ol vakit menüm öldüğümü bilesin. Aygır<br />
atum boğazlayup aşımı vergil&amp;#x22; sözlerini söylemişti (Ergin, s. 228).<br />
4 1 0 S. J u l i e n , Documents sur les Tou kieu (Turcs), s. 331. E. Chavannes. Doc<br />
uments sur les Toukieu (Turcs) occidentaux, s. 241; A. İ n a n , Şamanizm, T. T. K.,<br />
Ankara, 1954, s. 177-178; Aynı müellif, Altay dağlarında bulunan eski Türk mezarları,<br />
Belleten, sayı 43, s. 569-570.<br />
4 1 1 s. 14; X. Yüzyılda Oğuzlar, s. 141. K â ş g a r l ı , ölü gömüldükten sonra yenilen<br />
yemeğebesen yahut yuğ besen denildiğini söylüyor (Atalay, I, s. 338-399).<br />
I b n M ü h e n n â ' d a (İstanbul, s. 164) yuğ aşı sözü geçer. T i m u r ' u n torunu<br />
M u h a m m e d S u l t a n ' ı n ölümü üzerine, günlerce yas tutulduktan sonra şehzâde'nin<br />
ruhunu tervih için, yoksullara sadaka dağıtılmış, Kur'an okunduktan sonra, aş<br />
verilmişti (Ş. Ali Yezdî, Zafernâme, II, s. 510-1511). Yavuz S e l i m d e son<br />
M e m l û k sultanı T u m a n B a y ' ı n gömülmesinden sonra yemek pişirilip dağıtılmasını<br />
buyurmuştu (Solakzâde, s. 408). Bugün dahi Türkiye'de bir kimse öldükten sonra yemek<br />
pişirilip dağıtılmaktadır.<br />
<br />
<br />
yorgasına binerem kâhillerin yederim&amp;#x22; cevabını verir. Bu parçada aynı zamanda,<br />
yemeleri için ölülere aş verildiği şeklinde bir gelenek te belirtiliyor.<br />
Gerçekten Türk ve Moğollar'da böyle bir geleneğin mevcut olduğu<br />
görülüyor.<br />
Sonuncu destanda ölmek üzere bulunan Beyrek, atının kuyruğuun<br />
kesilmesini söylemiş ve yoldaşları da bunu yerine getirmişlerdi. Bu<br />
gelenek ne gibi bir inançla ilgilidir bunu kesin olarak bilemiyoruz.<br />
Bu gelenek, Türkiye'de de yüzyıllar boyunca devam<br />
etmiş, Osmanlı hanedanı da bu geleneği bırakmamıştır. XVI. yüzyılda Mısır'da ölen bir<br />
Osmanlı şehzadesinin de atlarının kuyrukları kesilmiş, eğerleri ters çevrilmiş ve<br />
kullandığı yaylar kırılarak nâ'şının üzerine konmuştu..<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; (İbn İyas, IV, s. 303).<br />
Şu kayıt XVI. yüzyıldaOsmanlı hanedanının pek eski millî geleneklere bağlı bulunduğunu<br />
açıkça göstermektedir. Bu kayıtta söylendiği gibi, Selçuklu hükümdarı, Sultan Meilkşah'ın<br />
oğlu Davud'un ölümü üzerine, memleketin dört bir yanından İsfehan'da toplanıp<br />
yas tutan Türkler'de atlarının eğerlerini ters çevirmişlerdi (407 nr.lı haşiyeye bk.).<br />
Görüldüğü üzere rahmetli şehzade'nin yayları da kırılıp naşının üzerine konmuştur. Hunlarda,<br />
Gök Türkler'de ve Oğuzlar'da ölenin silâhları ile birlikte gömüldüğünü biliyoruz.<br />
Yine bu kayıtMa görüldüğü gibi, ölenin sarık ve börkünün yani baş kabının naşının<br />
üzerine konması da yaygın bir gelenektir.<br />
Atların kuyruklarının kesilmesi, başlıca Türk ellerinde var olup (A. İnan, aynı<br />
tebliğ, 147-149), bu gelenek son zamanlara değin Türkiye'de yaşamıştır.<br />
Türkler'in bilhassa savaşa girişecekleri zaman atlarının kuyruklarını bağladıkları görülüyor.<br />
Divanu lügat it-Türk'te (B. Atalay, I., s. 472) bu hususu ifade eden şöyle bir dörtlük<br />
vardır:<br />
&amp;#x22;Kudruk katığ tügdümiz<br />
Tengriğ öküş ögdümiz<br />
Kemşip at iğ tegdimiz<br />
Aldap yana kaçtımız,,<br />
yani:<br />
Kuyruğu sıkı bağladık<br />
Tanrı'yı çok öğdük<br />
Gemi çekerek atı özengiledik<br />
(Yağıyı) aldatarak yine kaçtık.<br />
Bilindiği üzere Alp Arslan da Malazgirt'te savaşa girerken atının kuyruğunu eliyle<br />
bağlamış, beyleri ve askerleri de aynı şeyi yapmışlardı (Ahbar ud-devlet is- Selçukiyje, M.<br />
İkbal yay., Lahor, 1933, s. 50; İ b n ul-Ceyz î, el-Muntazam, Haydar Abad, 1359, VIII,<br />
s. 262).<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; Kahramanların fazilet telâkkilerine gelince başlıca savaşçı olmaktı. Destanlardaki<br />
&amp;#x22;baş kesmek, kan dökmek&amp;#x22; sözü, savaşlarda düşmana karşı yiğitlik<br />
göstermeyi ifade ediyor. Değil ise, zayıflara, yaşlılara sataşan, yolculara,<br />
çobanlara saldıranlar onlar katında kötü insanlardır. Kâfirler tutsak bulunan<br />
Eğreğ'i, kendisini kurtarmağa gelen kardeşi Seğrek ile döğüştürmek gayesi<br />
ile ona, kardeşi için: &amp;#x22;şunda bir delü yiğit, yolcunun, yolakcının, çobanın, çotuğun<br />
etmeğin alır415&amp;#x22; demişlerdi. Baba ile oğlun arasını açmak üzere olan D i r s e<br />
H a n ' ı n yoldaşları da, Dirse H a n ' a &amp;#x22;Görürmisin Dirse Han neler oldu?<br />
Tartmasın, yarçımasın, senin oğlun kör koptı, ercel koptı, kırk yiğidin boyına aldı,<br />
Kalın Oğuz'un üstüne yürüyüş etti. Ne yerde güzel koptıysa çeküb aldı, Ağ sakallu<br />
kocamın ağzın sögdi. Ağ pirçekli karının südün tartdı416&amp;#x22;, sözlerini söylemişlerdi.<br />
Onlarca bağışlayıcı yani merhametli olmakta bir faziletti. Beyrek<br />
kendisinin öldüğünü söyliyerek sevgilisi ile evlenmek isteyen Y a l a n c ı oğlu<br />
Y a r t a c ı k ' ı n kendi ayağına düşmesi ve kılıcının altından geçmesi.yani<br />
bağışlama dilemesi üzerine onu affetmişti417. Demek ki, bir kimsenin kılıcı<br />
altından geçmek bağışlama dilemek anlamına geliyor. Kahramanlarca<br />
&amp;#x22;aman diyeni&amp;#x22; öldürmemek te bir gelenekti418.<br />
Kısaca destanlarda alp yani kahraman, yüreği pek yani savaşçı, bununla<br />
beraber, ağır başlı, bağışlayıcı yani merhametli, zayıfları koruyucu (kalmış<br />
yiğit arkası), öğünmeyi sevmeyen4 1 9 bir insandı ki, bugünkü milletlerin<br />
kahraman tipinin aynıdır. Alplar, bir birlerinin adlarım sormazlardı. Bu,<br />
nezaketsizlik addedilir, ayıp sayılırdı420. Destanlarda açları doyurmak,<br />
yalıncakları giydirmek, borçluyu borcundan kurtarmak da faziletli bir hareket<br />
sayılıyor. Hattâ Tanrı rizası için, kuru çaylar üzerine köprü yaptırmaktan,<br />
ulu yollar kenarında da imaretler kurdurmaktan bahsediliyor 4 2 1 . Salur<br />
K a z a n ' a ait Şecere-i Terâkime'deki manzumede onun kırk bir atın etini bir<br />
kazana salarak bu eti eli ile, halka üleştirdiği söylendiği gibi4 2 2 , Osman ve<br />
O r h a n beylerin de bu şekildeki hareketlerinden bahsediliyor423. Tarih boyunca Türk halklarının, başında bulunan kağan, sultan, bey ve ağaları,<br />
kendilerine karşı bir takım vazifeler ile mükellef saydıkları görülüyor.<br />
Yani, onlar, başlarının buyruklarını yerine getirmelerine karşılık, bu<br />
başlarından da kendileri için bir takım hizmetler beklemektedirler.<br />
&amp;#x22;El mi yaman bey mi yaman&amp;#x22; sözü herhalde bu husus ile ilgili olsa gerektir.<br />
Türkiye'de tarih boyunca, şehir ve köylerde, sultan'dan ağaya kadar, halkı<br />
idare edenlerin çeşitli âmme tesisleri vücuda getirmelerinin, yalnız dinî bir<br />
âmil ile değil, yukarıda işaret edilen millî anlayış ile de ilgili olduğu<br />
muhakkaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
415 Gökyay s. 102, Ergin s. 230.<br />
416 Gökyay s. 6-7, Ergin s. 83-84.<br />
417 Gökyay s. 44, Ergin s. 151.<br />
418 Gökyay s. 24, Ergin s. 115.<br />
419 Gökyay s. 107, 108, 109, Ergin s. 236, 237, 238.<br />
420 Eğrek, kendisini kurtarmaya gelen fakat birbirlerini tanımayan kardeşine<br />
soruyor: &amp;#x22;Kalarda koparda yerim sorar olsam, neyerdür? Karanu dün içinde yol azsan umun nedir?<br />
Kaba alem küteren hanunuz kim ? Gavga günü öndin depen alpunuz kim ? Tiğit senün baban kim ?<br />
Alp er, erden adınyaşurmak ayıb olur, adun nedür yiğit dedi&amp;#x22; (Gökyay s. 103, 104, Ergin s. 232).<br />
Kazan karşısına çıkan Dülek Evren'e: &amp;#x22;er erden adınyaşurmak ayıb olur adun nedür yiğit<br />
diğil mana&amp;#x22; demişti (Gökyay, s. 112, Ergin s. 241). Korkunç yaratık Depe-Göz bile bu<br />
geleneğe riayet ediyor (Ergin s. 214).<br />
421 Gökyay s. 64, Ergin 184.<br />
422 III. Bölüme bk.<br />
423 &amp;#x22;Ve Osman Gazi gayetsâlih, Müslüman kişiydi. Ve âdetiydi kim üç günde bir taam<br />
pişirdüb fukarayı ve sulehayı cem idüb it'am iderdi ve hem yalıncakları giyürüb tonadtrdı ve tul<br />
avretlere daim sadaka virirdi&amp;#x22; (Neşrî, I, s. 72-73; dahi s. 63).<br />
A. Ü. D. T. C. F. Dergisi 29<br />
<br />
 &amp;#xA0;<br />
<br />
 17 &#8212; D e s t a n l a r ı n Tesiri :<br />
Destanların şimdi elimizde ancak iki nüshası olmakla beraber, bunlara<br />
Türkiye'de, cemiyetin mânevi hayatında önemli bir yer verildiği, yüksek<br />
yaylalardaki çadırlarda, bey ve paşaların konaklarında olduğu gibi, saraylarda<br />
da dinlenip, okunduğu anlaşılıyor. Memlûk müverrihi İ b n Aybeg'in bu<br />
destanları muhtevi bulunan Oğuznâme'nin elden ele dolaştığını ve ozanların<br />
destanları kopuzları refakatında anlattıklarını yazdığını biliyoruz. Esasen<br />
ayni müverrihin bu destanlardan bahsetmesi tabiî onların pek yaygın<br />
ve çok tanınmış olmalarından ileri gelmekte idi.<br />
Topkapı Sarayı'nda, Yazıcı Oğlu'nun eserinin başındaki boş yapraklara<br />
yazılmış olan metin, Oğuz eli'ni ve destan kahramanlarını öğmektedir.<br />
Bu metin muhtevasının meçhul bir ozanın sözleri olduğunda şüphe yoktur.<br />
Berlin kütüphanesinde bulunan Atalar sözü risalesinde de, Dede Korkut ve<br />
destanlardaki diğer bazı şahısların adı geçiyor ve Oğuzeli'nden bahsediliyor<br />
ki, bunun da bir ozanın sözleri olduğu açıkça anlaşılıyor. Hacı Bektaş vilâyetnâmesi'nde<br />
Bayındır H a n , beylerbeyisi K a z a n H a n ve K o r k u t Ata'dan garapapag.com<br />
bahsediliyor424. Bahr ul ensab adlı yitik bir eserde bu destanların söz<br />
konusu edildiğini ve Bayburt'lu O s m a n ' ı n I I I . Murat devrinde yazdığı tevârih-<br />
i cedîd-i mir'at-i cilîan adlı kitabındaki bu destanlar ile ilgili bilgileri,<br />
bu eserden aldığını biliyoruz 4 2 5 . Destanların XIV-XVII. yüzyıllarda Türkiye'de<br />
yaygın bir halde tanınması şüphesiz ozanların eseridir. Yukarıda da<br />
söylendiği gibi, destanlar da bu ozanlardan birisinden dinlenerek yazılmıştır.<br />
1431-32 yılında Türkiye'den geçen B e r t r a n d o n de la B r o q u i e r e<br />
ozanların Edirne'de I I . M u r a d ' ı n sarayında M u r a d ' ı n atalarına ait Türküler<br />
söylediklerini yazıyor ki4 2 6 , bunlar bizim destanlar olabilir. Bu destanların<br />
ne kadar rağbet görmüş oldukları şuradan da anlaşılıyor ki,<br />
1526 da Mohaç savaşının gecesinde Türk ordusunda, bu destanları<br />
okuyan ozanlar da, kopuzları ile yapılan şenliğe katılmışlardı427. Kısaca<br />
bu destanların Avusturya ucunda söylenip dinlendiğinde hiç şüphe yoktur.<br />
<br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0;XV. yüzyıla ait eserlerde, Osmanlı hanedanının menşei münasebetiyle<br />
Oğuz eli veya tâifesi'nden bahsedilir ve bu taifenin, dindar, temiz yürekli,<br />
bir el olduğu söylenir. XVII. yüzyıla ait eserlerde dahi Oğuz adı geçer ve<br />
bu ad bu yüzyıla ait eserlerde, saf, temiz yürekli, anlamında bir sıfat olarak<br />
kullanılır 4 2 8 .<br />
Bilindiği gibi, XI. yüzyıldan itibaren Oğuzlar'a. Türkmen de denilmeye<br />
başlanmış ve Moğol devrinden itibaren bu sonuncu kelime, her yerde kavim<br />
adı olarak, Oğuz'un yerini almıştır. Bu sebeble, Osmanlı müverrihlerinin<br />
hanedanın Türkmen eli'ne mensup bulunduğunu yazmayıp ta, Oğuzlar'dan<br />
olduğunun söylenmesinin Oğuzlar'a ait destanların tesiri ile de ilgili olduğu<br />
kuvvetle hâtıra geliyor. Bu ihtimali doğrulayan bir keyfiyette Osmanlı<br />
müverrihlerinin, Oğuzeli hakkındaki bilgilerinin sadece veya en fazla Reşid<br />
ü d d i n ' i n eserindeki Oğuz ensabı, Oğuznâme ve Dede Korkut destanları gibi,<br />
bizce malûm olan destanlardan gelmesidir.<br />
Destanların Kürdler arasında da tanınmış ve sevilmiş olduğu anlaşılıyor.<br />
Yukarıda Oğuz Han'ın Büğdüz Emen'i Peygamber'e gönderdiği ve bu<br />
beyin Kürd olduğu hakkında Kürtler arasındaki bir rivayeti Şeref Han'ın<br />
bildirdiği söylenmişti. Yine, Kürd-Hınıslı beylerinden birinin ve oğlunun destan<br />
kahramanlarından Salur K a z a n ' ı n kardeşi K a r a Güne ile oğlu K a r a<br />
Budak'ın adlarını taşıdıklarından bahsedilmiştir. Bunun gibi, XVI. yüzyılın<br />
ikinci yarısında yaşamış olan Erdelân-Kürd hâkimlerinden birisi de Başat<br />
(...) adını taşıyordu.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0; E r t u ğ r u l Bey ve oğlu O s m a n Bey'in bir Türkmen oymağının başları<br />
olduğunda şüphe yoktur. Bu oymağın Söğüt yöresine Ankara bölgesinden<br />
geldiği hakkındaki rivayetlerin 1 doğruluğuna inanılabilir. Bu gelişin komşuları<br />
G e r m i y a n l ı l a r ' ı n Kütahya çevresine gelişlerinden sonra olduğunun da bir gerçeği ifade ettiği söylenebilir2. G e r m i y a n l ı l a r ' ı n 1242 tarihlerinde<br />
Malatya çevresinde yaşadıklarını biliyoruz3. Onların Kütahya bölgesine<br />
aynı yüzyılın ikinci yarısının başlarında geldikleri kuvvetle tahmin edilebilir.<br />
Çünkü, Hülagü, Moğollar'a, başeğmediklerinden ötürü, Türkiye'deki Türkmenler'in<br />
öldürülmelerinibuyurmuşdu. Gerek H ü l a g ü , gerek Abaka'nın buyrukları<br />
ile Moğollar, çok Türkmen öldürdüler ve bir kısmını da tutsak aldılar.<br />
Bunun sonucunda Türkmenler'in pek önemli bir kısmı, Suriye'ye inerek Memlûkler'e<br />
sığınmışlar, bir çokları batı uçlarına gelmişler, bir bölüğü de Moğollar'<br />
in erişemiyecekleri dağlık ye ormanlık bölgelere çekilmişlerdi. E r t u ğ r u l ' u n<br />
Ankara çevresine ve oradan da Söğüt yöresine gelmesi, Moğollar'ın sıkıştırması<br />
ile ilgili olabilir. Onun Söğüt yöresine, XIII. yüzyılın ikinci yarısında geldiği<br />
anlaşılıyor. Bu gelişte E r t u ğ r u l ile birlikte Samsa Çavuş gibi daha bazı<br />
Türkmen reisleri de uçlar'a gelmişlerdi4. E r t u ğ r u l ' u n başında bulunduğu<br />
oymak, Türkiye'ye ne zaman geldi? Bize göre bu meseleyi çözmek mümkün<br />
değildir. Bu oymağın Moğol saldırışı üzerine Horasan'dan Türkiye'ye geldiği<br />
üzerindeki rivayeti reddedecek kesin delillerimiz olmasa gerektir.<br />
<br />
 &amp;#xA0; O r h a n Bey'den sonra Türkçe ad taşıyan bir Osmanlı hükümdarı<br />
görülmüyor. Onların unvanları da Fâtih'e kadar umumiyetle bey, han ve sultandı.<br />
Han unvanını galiba ilk önce Yıldırım Bayezid kullanmıştır5.<br />
Osman Bey'in ilk zamanlarında yaylak ve kışlak yaşayışı devam etmiştir<br />
6. O r h a n Bey kendisi ile görüşen Ibn B a t u t a tarafından<br />
diğer Anadolu beylerinin çoğu gibi Türkmen olarak vasıflanıyor7. Avrupa'da<br />
Anadolu'ya, fethi takip eden yıllarda Türkiye denilmeğe başlanmış, doğuda da,<br />
Anadolu, her zaman bir T ü r k m e n ülkesi olarak tanınmıştı. Suriye ve Mısır<br />
fâtihi Yavuz Seli m'e çağdaş Mısırlı müverrih I b n I y a s 8 Türkmen<br />
hükümdarı diyor ve Osmanlı T ü r k l e r i , onların kıyafet ve gelenekleri,<br />
yine bu ad ile vasıflanıyor. O r h a n Bey zamanında Osmanlı hizmetinde<br />
bir göçer ev yani bir Yörük topluluğu kümesi vardı ki, O r h a n Bey onların<br />
başına oğullarından birisini geçirmişti.<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; İlk Osmanlı yerli kaynağı olan Ahmedî'nin Osmanlı tarihi'nde10<br />
E r t u ğ r u l , Gündüz Alp ve Gök Alp, Oğuz adiyle vasıflanıyorlar.<br />
Fakat E r t u ğ r u l ' u n başındaki oymağın veya onun mensup bulunduğu boyun<br />
adı söylenmiyor. T i m u r , B â y e z i d ' e gönderdiği mektuplarından birinde &amp;#xA0;Bayezid'in &amp;#x22;gemici birTürkmen'in soyundan&amp;#x22; geldiğini yazmıştı1 1 . Timur'un<br />
bu sözile Bâyezid'i küçük düşürmek istediği açıkça görülüyor. Gemici sözünün<br />
Menteşe, Aydın, S a r u h a n v e Karesi gibi uç-Türkmen beyliklerinin<br />
donanmalar yaparak denizlerde faaliyet göstermelerinden çıktığında şüphe<br />
yoktur. Vaktiyle Kureyşlilerin gemici kavimdaşları Arablar'ı istihfaf ettikleri<br />
gibi, göçebe Çağataylar'ın da denizciliği aşağı bir meslek saydıkları<br />
görülüyor. Türkmen adına gelince, bu adın, Timurlular katında ve hattâ<br />
onların asrında umumiyetle şerefli bir mevkii olmadığı anlaşılıyor. Osmanlı<br />
müverrihlerinin umumiyetle hanedanın Türkmen eli'ne mensup<br />
olduğunu söylememeleri bu husus ile ilgili olacaktır. Bütün müverrihlerce<br />
Türkmen olarak vasıflanan Akkoyunlu hanedanı mensupları bile, kendilerinin<br />
Türkmen değil, Oğuz elinden olduklarını söylüyorlardı.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 &amp;#xA0; &amp;#xA0; &amp;#xA0;Osmanlı hanedanının Kayı boyundan idiğini ilk defa eserini II.<br />
M u r a d devrinde yazmış olan, Yazıcı Oğlu Ali söylemektedir12.<br />
Fakat onun bu mahiyetteki sözlerine güvenilmiyeceğini eserinin incelenmesi<br />
bize gösteriyor. Yazıcı Oğlu R e ş i d ü d d i n ' i n Oğuz ensabma ait olan<br />
bölümünü Türkçeye çevirmiş, Câmi'ut-tevarih'de Cengiz Han'a atfedilen<br />
sözleri, Oğuz Han söylemiş gibi gösterdikten başka13 yine kitabında<br />
Selçuklu devletinde Oğuz türesinin hâkim olduğu ve S e l ç u k l u ordusuna<br />
Oğuz boy beylerinin kumanda ettikleri ve bazı Selçuklu emirlerinin de şu veya<br />
bu Oğuz boyuna mensup bulundukları şeklinde -yine tercüme ettiği İbn Bîbî'hin<br />
Selçuklu tarihinde olmayan- sözler de görülmektedir .<br />
<br />
 Müellifin bu sözlerinin doğru olmadığını, onları millî duygularının sâiki<br />
ile kendiliğinden uydurduğunu, bu ifadelerin yalnız kaynağı olan İbn Bibinin<br />
eserinde olmaması değil, bilhassa S e l ç u k l u tarihi üzerindeki bilgilerimiz<br />
meydana koymaktadır. Yazıcı oğlu'nun eserini yazdığı zamanın hüküm-,<br />
darı olan I I . M u r a d ' ı n bazı paralarında da Kayı damgası görülmektedir15.<br />
Ondan önceki O s m a n l ı hükümdarlarından hiç birisinin paralarında böyle<br />
bir damga yoktur. Her iki husustan ötürü, P. Wittek, I I . M u r a d ' ı n sarayında<br />
bir millî romantizm cereyanının doğduğunu ileri sürmüştü ki,1 6 biz de<br />
bunun bir gerçek olduğuna kaniiz. Her nekadar II. M u r a d ' ı n haleflerine<br />
ait paralarda bu damgaya rastlanmamakta ise de onlara ait şahsî eşyalara,silâhlara damga vurmak geleneği devam etmiştir. K a n u n î devrine ait bazı<br />
toplarda dahi, namlu ucunda olmak üzere, bu damga görülmektedir17.<br />
F â t i h devrinda, İran'dan gelenlere büyük bir itibar gösterildiği üzerindeki<br />
gerçek vakıaya rağmen, bu devirde de kavmî hâtıralara değer verme<br />
cereyanı devam etmekte idi. F â t i h ' i n torunlarından birisine, efsanevî Türk<br />
hükümdarı Oğuz Han'ın adının verilmesi, bir ötekisine, Oğuzlar'ın mânevi<br />
şahsiyeti K o r k u t ' u n adının konması bununla ilgilidir. Diğer Türk<br />
hanedanlarında bu adlara rastlanmaz. Yine bu hükümdar ile halefi I I .<br />
Bâyezid devrinde yazılmış belli başlı Osmanlı tarihlerinde hanedan Oğuzlara,<br />
veya bunların Kayı boyuna bağlanır. Fakat onların bu hususta esaslı<br />
bir bilgi veya rivayete değil, Yazıcı Oğlu'nun ifadesine dayandıkları veya<br />
kavmî hâtıralara değer verme cereyanının tesiri altında kaldıkları açık<br />
olarak görülüyor. Bu müverrihler Oğuz ensabı hakkında okadar bilgisiz<br />
idiler ki, Kayı Han, Oğuz Han'ın dedesi gibi gösterilmiş ve Osmanlı<br />
ailesi de Oğuz Han oğlu Gök Alp'a bağlanmıştır18 Onlardaki hanedanın<br />
eski atalarına dair soy kütüğü de bilgisizce bir uydurmadan başka bir şey<br />
olmayıp hepsinde aynı olan bu soy kütüğü Fâtih devrinde yapılmıştır19.<br />
Kısaca, şimdiki durumda Osmanlı hanedanının, sair bir çok Türk<br />
hanedanları gibi, Oğuz boylarından hangisine mensup olduğunun bilinemiyeceği<br />
kanaatındayiz. Osmanlı hanedanı, XV.veXVI.yüzyıllarda, Kütahya,<br />
Denizli, Menteşe bölgelerinde önemli teşekkülleri olan Kayı boyuna2 0 ve<br />
yahut öteki boylardan birisine mensup olabilir. Fakat bunu ilmî olarak<br />
bilemiyoruz.<br />
Kavmî hâtıralara dönüş ceryanının sebebine gelince, P. Wittek,<br />
bunu, Çelebi M a h m e d ' i n Amasya valiliği esnasında Türkmenler ile teması<br />
ve bunun neticesinde onlardan kavmî hâtıraları öğrenmiş olması ile izah<br />
etmiştir21. Bize göre, bunu umumî bir sebebe bağlamak daha doğru ola<br />
çaktır. Yani Türkmenler'in doğuda önemli siyasî başarılar elde etmeleri,<br />
K a r a - K o y u n l u l a r ' ı n İran'a, A k - k o y u n l u l a r ' ı n da Doğu Anadolu'nun<br />
önemli bir kısmına hâkim olmaları ve bununla ilgili olarak, Oğuzlar'a ait<br />
destanların, eskisine nisbetle daha fazla yayılması ve itibar kazanması bu<br />
cereyanın doğuşunda başlıca âmil olmuştur. Ak-koyunlu ailesi daha &amp;#xA0;Hamza Beg'den itibaren paralarına Bayındır damgasını koydurmuştur2 2.<br />
Y a z ı c ı o ğ l u , Kara Yülük Osman Beg'in, oğullarına göçebe yaşayışı<br />
bırakmamalarını çünkü, beylik yapmanın bununla mümkün olacağını<br />
vasiyet ettiğini kaydeder2 3 . Ş ü k r u l l a h d a elçilik ile gittiği Kara-koy<br />
u n l u sarayında, uygur yazısı ile yazılmış bir Oğuznâme görmüş ve II.<br />
Murad'ın Cihanşah ile Oğuz ensabına göre akraba olduğunu bizzat<br />
bu hükümdardan öğrenmişti24. Osmanlı ailesinin ve aydın çevresinin Akk<br />
o y u n l u hanedanına asalet bakımından yüksek bir değer verdikleri görülüyor.<br />
U z u n H a s a n Beg oğlu U ğ u r l u Mehmed Fâtih'e, oğlu Göde<br />
A h m e d ' t e Bâyezid'e güveyi olmuşlardır. Osmanlı müverrihleri Uz.un<br />
H a s a n Beg'i F â t i h ile rekabete giriştiği ve onunla savaştığı için kötülemişler<br />
ise de, kendisinin B a y ı n d ı r H a n ' ı n neslinden olduğunu yazarak<br />
onun asil bir soya mensup bulunduğunu kabul ve teslim etmişlerdir. Bu<br />
hususlarda Kara ve Ak-Koyunluların Iran ve Irak gibi, o zamanlar<br />
Türkiye'de medenî ülkeler tanınan yerlere hâkim olmuş bulunmalarını<br />
da gözönünde tutmamız gerekir.<br />
<br />
<br />
Türkmen yahut eski adiyle Oğuz elinden olduğu her türlü şüpheden<br />
uzak olan O s m a n l ı ailesi, bu elin hangi boyuna mensup bulunursa bulunsun,<br />
daha O r h a n Bey'den itibaren T Ü R K Ç E Y İ resmî dil olarak kullanmış,<br />
kavmî hâtıralara değer vermiş, devlet teşkilât ve müesseselerinde selefleri<br />
olan Türk devletlerininkini örnek almış ve türlü alanlardaki davranışlarında<br />
da eski millî geleneklere bağlı kalmıştır; XVI. yüzyılda büyük siyasî başarılarının<br />
bir neticesi olarak da, Türkçe'yi dünyanın belli başlı kültür ve siyaset<br />
dillerinden biri haline getirmiştir.<br />
<br />
<br />
 Ahmed Tevhid, Meskükât-ı kadime-i İslâmiye kataloğu, s. 475, 477.<br />
2 3 s. 27.<br />
24 Nurosmaniye ktp., nr. 3059, s. 307, Türkçe tercümesi, Atsız, s. 27.<br />
<br />
 </span></span><br />
<span style="color: red"> ! &amp;#xA0;REŞÎDÜDDÎN OĞUZNÂMESÎ !</span>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2783@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Şecere-i Terâkime</dc:subject>
<dc:date>2010-09-02T06:40:56+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>17 agustos 1999</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1343#2774</link>
<description><![CDATA[üzülerek söylüyorumki hic sasirtmiyor artik yapilmis yapilacak birsey yok cevabini duymak. o sabaha karsi pek cogumuzun cani yandi okadar ki ancak cani yanan cani yananin halini bilir digmi ..duyarsizligimizi kiniyorum EVET DUYARSIZLIGIMIZI HER ALANDA OLDUGU GIBI yaziikki KINIYORUM arkadaslar ...bu derece önemli bir konuda birtek duyarli arkadasin söylecegi cikmis olmasi ne düsündürdü sizlere bilmiyorum.bu vesilie ile sayin yünetici site sahibi artik bu ataman bey sizsiniz bildigim kadari ile. üyeligimin iptalini talep ediyorum.dikakte almanizi rica ederim .bu kadar duyarsiz ve tepkisiz insanlari kendi kendine doga olusturmadi bizde kendi adimiza elimizi kaldirmiyorsak ki öyle yapiyouz,benim tepkim budur hakkinizi helal edin selam ve dua ile]]></description>
<guid isPermaLink="false">2774@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>17 agustos 1999</dc:subject>
<dc:date>2010-09-01T22:56:21+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Referandum Evet &#x26; Hayır ?</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1342#2771</link>
<description><![CDATA[<span style="font-size: 18px; line-height: normal"> <span style="color: red"> Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Türk Milletini temsil eden Anayasal bir kurumdur. İstiklal Savaşı&#8217;nın yapılıp kazanılması, Cumhuriyet&#8217;in kurulması bu kurumun kararlarıyla gerçekleşmiştir. Türk Milletinin tamamına yönelik bağlayıcı kararlar bu kurumun eseridir. Örneğin Anayasa gibi toplumun tamamını ilgilendiren, hak ve hukukunu savunan, milletin tamamını kucaklayan ve Türk Milletinin her kesiminin üzerinde mutabık kaldığı ana metinlerdir; TBMM de temsil edilen tüm partilerin asgari müştereklerde birleşerek kabul ettikleri &#8220;yasaların anası&#8221; olan metinlerdir. <br />
Referandumda önümüze konulan bir &#8220;paket&#8221; vardır; değiştirilmek istenen, 1982 Anayasasının bazı maddeleri hakkındaki pakettir. <br />
<br />
 <br />
<br />
Değiştirilmek istenen 1982 Anayasası da Türk Milletinin %92 &#8220;kabul&#8221; dediği bir anayasadır. Tahmin ederim ki bugünkü siyasi iktidar mensuplarının da, bugün karşısında oldukları ve &#8221;cunta anayasası&#8221; dedikleri 1982 Anayasasına &#8220;kabul&#8221; demişlerdir; bendeniz de &#8220;kabul&#8221; demiştim o zaman... <br />
<br />
 <br />
<br />
Kaldı ki bu anayasanın daha önceleri 96 maddesi; sonraları 17 maddesi değişmiştir. Bunların büyük bir kısmı mevcut iktidar yapmıştır.  <br />
<br />
Bu kez de 26 maddesi değiştirilmek isteniyor. <br />
<br />
 <br />
<br />
Burada anlaşılamayan husus, bu kadar maddesi değiştirilmiş olan bir anayasa hâlâ neden &#8220;cunta anayasası&#8221; oluyor? Biraz samimiyet, lütfen...<br />
<br />
 <br />
<br />
Kaldı ki, 1980 Askeri müdahalenin ertesi gün Orgeneral Evren Paşa&#8217;ya saygı arz edenler, onu &#8220;kurtarıcı&#8221; olarak görenler, bugün ise; makamlarında ağırladıkları &#8220;cuntacılara&#8221; ve %92 kabul oyu alan bu anayasaya &#8220;düşman&#8221; kesilmişlerdir. <br />
<br />
Bu ne biçim samimiyet (!)&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Eğer hükümetler sadece kendi çoğunluğuna dayanarak bir Anayasa hazırlıyorsa, o takdirde milletin tamamına yakınını temsil etmiyor demektir. Örneğin (X) partisi iktidarda ise ve siyasi iradenin kendi başına hazırladığı bir anayasa metni varsa, muhalefet buna karşı çıkmış ise, o takdirde bu metin &#8220;mutabakat&#8221; metni olmaz, sadece iktidardaki partinin anayasası olur. <br />
<br />
Önce bunu böylece tespit edelim. <br />
<br />
Buna kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. <br />
<br />
 <br />
<br />
Şimdi düşünelim; mevcut siyasi irade; &#8220;darbe anayasasını değiştirmek&#8221;  ve &#8220;12 Eylül darbecilerini yargılamak&#8221; iddiasıyla bir değişiklik paketini hazırladı ve 12 Eylül 2010 tarihinde biz vatandaşların oyuna sunulacaktır.<br />
<br />
 <br />
<br />
** <br />
<br />
Neden bizim oyumuza gerek görüldü? <br />
<br />
 <br />
<br />
Önce bu sorunun cevabını arayalım; önerilen anayasa değişiklik paketinde Türk Milletinin aleyhine işleyecek o kadar gizli hükümler yerleştirilmiş ki sade vatandaşın bunu fark etmesi, bilmesi mümkün değildir. Adeta, iktidara gelen hangi siyasi parti olursa olsun, &#8220;sivil diktatörlüğe&#8221; yol açacak hükümler olduğu için, TBMM tarafından topyekûn olarak, yani muhalefet partilerince kabul edilmedi&#8230; Bunun anlamı şudur; %35 oy alıp parlamentonun %75 oranında gücünü elinde tutan sadece bir partinin anayasası demektir.<br />
<br />
 <br />
<br />
İşte bu hükümlerden dolayıdır ki sunulan anayasa paketine muhalefetteki partilerin hiç biri &#8220;kabul&#8221; oyu vermemiştir. Sadece iktidar partisinin oyları ile kabul edildiği için bizim oyumuza ihtiyaçları vardır. Yani anayasa değişikliğin geçerli olabilmesi için, TBMM deki vekillerin gerekli olan nitelikli sayı tarafından &#8220;kabul&#8221; denmesi şartı yerine gelmediği için halk oylamasına başvurulmaktadır. <br />
<br />
 <br />
<br />
Böyle olmadığı takdirde çıkarılan yasa tüm millete uygulanamaz anlamı çıkar. <br />
<br />
Bunun üzerine Hükümet bu değişikliği halkın oyuna sunarak (&#8220;referandum&#8221;) TBMM deki hatasını Türk Milletine ONAYLATMAK suretiyle telafi etmek istiyor. İşin püf noktası buradadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
**<br />
<br />
Pakette neler var?<br />
<br />
 <br />
<br />
Elli milyon civarındaki Türk seçmeninin %95&#8217;i referanduma sunulan Anayasa maddelerin ne olduğu, içine yerleştirilen &#8220;bubi tuzağı&#8221; maddelerin neler olduğunu alıp okuması ve bilmesi mümkün değildir. Ortalıktaki söylemler ve parti genel başkanlarının yaklaşımı ve performansı halkı yönlendirmektedir. Dolayısıyla, hiç olmazsa okuyup anlayanların halkı aydınlatmak için, yazdıklarının önemi vardır. Bunun da ne kadar etkili olacağı da şüphelidir... Çünkü Türk seçmeni, maalesef hâlâ &#8220;kul&#8221; olma, &#8220;mürit olma&#8221;, başkası tarafından &#8220;yönetilme&#8221; ve tabii ki &#8220;ümmi&#8221; olma yolunda kendisini alıkoyamadı; tam anlamıyla düşünen, irdeleyen, tam anlamıyla &#8220;birey&#8221; olamadı, daha doğrusu olduramadı. Olamadığı için de menfaate hitap eden çok etkili iktidar nimetleri ve diğer faktörler karar vermede öne çıkmaktadır. <br />
<br />
 <br />
<br />
Vatandaşa burada şu objektif soru sorulmalıdır; &#8220;&#8230; Ey vatandaşım, ey halkım, sen iktidarın yanlışını onaylamak, onun yaptığı yanlışa ortak olmak mecburiyetinde misin? Bu ortaklık sonunda doğacak haksızlıklar, hukuksuzlukların vebaline ortak olacaksın demektir. Bunu bil ve ona göre oyunu kullanmalısın&#8230;&#8221; <br />
<br />
 <br />
<br />
Onun içindir ki, oyunuza sunulan anayasa paketine neden &#8220;hayır&#8221; ya da neden &#8220;evet&#8221; denilmesi gerektiği konusunu tartışamaya çalışacağım. <br />
<br />
 <br />
<br />
Buradaki ifadelerim, ne bir siyasi partinin lehine ne de aleyhine yorumlanmamasını rica edeceğim. Çünkü bu yazı dizsisinin amacı; birilerini yermek ya da yükseltmek değil; sadece gerçekleri dile getirmektir. Doğaldır ki açıklanan bu gerçekler birilerinin &#8220;hoşuna&#8221; gitmeyebilir. O zaman da onlara düşen görev, yanlıştan geri dönmektir... Hatadan geri dönmek fazilettir...<br />
<br />
 <br />
<br />
**<br />
<br />
 <br />
<br />
Bugün (X) partisi iktidarda olabilir, yarın bir başka parti&#8230; <br />
<br />
Fakat kalıcı olan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bu Devlet zarar görürse hiç kimse huzur ve refah içinde olamaz. <br />
<br />
Bu dile getirdiklerim; devletim için, vatanım için, bayrağım için, milletim için bazı endişeleri taşıdığımdandır; bunun için ifade ediyorum ve şahsıma ait düşüncelerdir. <br />
<br />
Konuyu irdeleyen ve inceleyen bir aydın olarak sorumluluklarım var. Bu sorumluluklarımın başında da milletimi aydınlatmaktır. <br />
<br />
Oy verirken son karar, tabii ki herkesin kendisine ait olacaktır. <br />
<br />
En önemli husus neye ne için &#8220;evet&#8221; veya neye ne için &#8220;hayır&#8221; dediğinin bilmemiz gerekiyor.<br />
<br />
Dikkat etmemiz gereken husus; oy sahibi bizlerin oyunu etkilemek için birtakım &#8220;sabotaj sözcükler&#8221; in kullanılmasıdır. İkbal ve iktidar için siyasi iradeyi ve onun mensuplarını savunan &#8220;yandaş&#8221;, &#8220;yoldaş&#8221;, &#8220;menfaat arkadaşı&#8221; kimselerin ve yayıncıların yoğun olarak bu yönteme başvurmaları ihtimal dâhilindedir. Sürekli aynı sloganları tekrarlayarak halkın beyni yönlendirilmektedir. Az da olsa muhalefet için de bir ihtimal vardır... <br />
<br />
Yani sloganımsı aldatmaca ifadelerle halk kandırılmaya çalışılacaktır. Özellikle iktidar gücü ve imkânlarının kullanılacağını unutmamak gerekir... Bu pakete neden &#8220;hayır&#8221; ya da neden &#8220;evet&#8221; denilmesi konusunda insanlarımızın gerçekten yeterli bilgi sahibi olmadıkları bir gerçektir. <br />
<br />
Aldatmacalar, hamaset nutukları, geçmişteki acı olayları istismar, mağduriyet rolü yaparak halkı kandırmak geçer politik akçe sayılıyor&#8230; Ama Türk Milletinin sağduyuları vardır; ülkenin durumunu, kendi durumlarını en iyi gözleyen o sağduyu sahibi insanlarımızdır; onlara güvenmek gerek... Hata da sevap da onlara ait olacaktır...<br />
<br />
Okuyucularımdan ricam, mümkün olduğunca konuyu tam anlayıp karar verme aşamasında elimizi vicdanımıza koyarak, demokrasi denilen sistemde vatandaş olarak elimizde olan tek yetkinin oyumuz olduğunu unutmadan, onu en isabetli şekilde kullanma gerektiğini hatırlamalarıdır. <br />
<br />
 <br />
<br />
**<br />
<br />
 <br />
<br />
Müthiş bir aldatmaca...<br />
<br />
 <br />
<br />
12 Eylül 2010 tarihinde halkın oyuna sunulan paketin neden TBMM de çoğunluk tarafından kabul edilmediğini önceki yazımızda anlattık. Referanduma sunulan Anayasa değişikliği paketini, dış yüzü şekerleme ile kaplı, içine &#8220;acı&#8221; derecesinde nesneler yerleştirilmiş bir aldatmaca leblebiye benzetebilirsiniz. Şeker diye yenilen acılı leblebinin karnınıza nasıl sancılar oluşturacağını, mide kramplarına sebep olacağını bilmek, önceden kestirmek mümkün değildir. İşte önümüze konulan güya bu anayasa değişiklik paketini de bu şekerlenmiş acılı paket şeklinde düşünmek gerekiyor. <br />
<br />
 <br />
<br />
Referanduma sunulan bu pakette müthiş bir samimiyetsizlik vardır. Çünkü halka sunulan paketin sadece &#8220;şekerli&#8221; kabuğundan bahsediliyor, içine gizlenen &#8220;zehir zemberek yasa&#8221; hükümlerinden, buna ait maddelerden hiç bahsedilmiyor. Çünkü bahsedilirse halk aldanmayacak, kanmayacak. İçindeki &#8220;acı&#8221; kadar zararlı maddeler, &#8220;şeker&#8221; kabuğuna dolanmış olduğu anlaşılacak... Bunun için siyasi irade bir kurnazlık yapmakta ve TBMM de kabul edilmeyen bu &#8220;acılı şekerlemeyi&#8221; bizim oyumuza bilerek sunmaktadır. İlk bakışta vatandaş bu paketi,  &#8220;şekerli leblebi&#8221; gibi, zararsız görebilir; fakat içindeki &#8220;acıyı&#8221; gizlemek için bu şekere bulanmış olduğunu bilmez. <br />
<br />
 <br />
<br />
Siyasi iradenin işte burada yaptığı ince kurnazlık, aldatmaca budur. Biz vatandaşların anlaması gereken, siyasi iradenin bu ince kurnazlığı ve aldatmacasıdır... Bu aldatmaca ile oy sahibi biz vatandaşlar, siyasi ağızlarda moda olan sokak ağzıyla, affınıza sığınarak, &#8220;enayi&#8221; yerine konulmaktadır... <br />
<br />
Peki, soralım; oy verecek olan biz vatandaşlara; &#8220;biz enayi miyiz?&#8221;<br />
<br />
 <br />
<br />
Tabii ki değiliz; ancak olmadığımızı ispat etmemiz gerekir; aldatıldığımızı, kandırıldığımızı mutlaka anlamalı ve bilmeliyiz ki o zaman gerçek vatandaş, bilinçli birey olduğumuz anlaşılsın...<br />
<br />
 <br />
<br />
**<br />
<br />
Vatandaş; &#8220;canım, ne var bunda, şekerli leblebinin kötülüğü ne ola ki?&#8221; diyebilir; fakat bu aşamada bunu deme hakkına sahip değil vatandaş, onun ne için aldatıldığını, kandırıldığını bilmek durumundadır, aksi halde zehirlendiğinde sorumlu bulamaz; siyasi iradenin sahibi o zaman çıkar derki; &#8220;Leblebiyi yerken bana mı sordun; zehirli mi değil mi, yemeseydin!?&#8221;  Derse, vereceği cevabı olmaz vatandaşın&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Çünkü şekere bulanmış olan o leblebi gibi görünen yuvarlağın içinde ne olduğunu bilemez. Aldatıldığı, kandırıldığı için içeriğini bilmiyor; sadece şekerli olan dışını görüyor ya da öyle anlatılmış öyle duymuş çevresinden&#8230; İçinin &#8220;acılı&#8221; olduğunu bilmesi için aydınlanması, uyarılması gerekiyor... Vatandaşın o eksilmeyen sağduyusu mutlaka harekete geçirilmelidir...<br />
<br />
 <br />
<br />
**<br />
<br />
&#8220;Evet&#8221; demenin anlamı...<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221;  oyu demek; Türk milletinin geleceğini, vatanın bütünlüğünü, milletin birliğini, bayrağın tekliğini tehlikeye sokacağını bilmeliyiz&#8230; <br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; teröre, bölücülüğe, şehitlerin gelmesine onay vermek demek olduğunu bilmeliyiz...<br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221;  oyu demek; kul hakkını yemeye, kendi akrabalarını-çocuklarını, yandaşlarını zengin etmeye devam, &#8216;fakir fukaraya da bir sadaka paketi yeter&#8217; demek olduğunu bilmeliyiz... <br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; ülkeyi bölmeye yönelik ırkçı &#8220;Kürtçülük&#8221; aracı terör örgütlerine, Doğu Anadolu&#8217;yu kapsayan &#8220;Batı Ermenistan&#8221; in kurulması için Batılı emperyalistlere tavizler verenlere devam demek olduğunu bilmeliyiz... <br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; Ermeni emellerine, teröre kurban vermeye devam demek olduğunu bilmeliyiz... <br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; din ticaretine, tertemiz Müslümanları kandırmaya, onların inançlarıyla oynayarak zenginleşmeye devam demek olduğunu bilmeliyiz&#8230;<br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; Türk milletini 36 etnik parçaya ayırmak, ayrıştırmak demek olduğunu bilmeliyiz...<br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; Türkiye&#8217;yi emperyalist güçler olan ABD/AB/İsrail üçlemesine teslim etmeye devam demek olduğunu bilmeliyiz...<br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; işsizliğe, haksızlığa, yolsuzluğa, soygunculuğa, devlet malını hortumlamaya devam demek olduğunu bilmeliyiz...<br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; ciğerin olan evladını, sevdiğini, akrabanı teröre kurban vermek demek olduğunu bilmeliyiz...<br />
<br />
Bir &#8220;evet&#8221; oyu demek; anaların gözyaşlarının akmaya devam etmesine onay vermek olduğunu bilmeliyiz...<br />
<br />
 <br />
<br />
**<br />
<br />
 <br />
<br />
&#8220;Evet&#8221; dersen ne olur?<br />
<br />
 <br />
<br />
Oy veren biz vatandaşlar şunu iyi anlamalıyız ki; &#8220;evet&#8221; dediğimiz takdirde; <br />
<br />
*İşçilerin coplanmasına devam demek olduğunu;<br />
<br />
*&#8220;Yok&#8221; pahasına Devlet fabrikalarını özelleştirmelerle bir takım yandaşlara peşkeş çekilmek, işçilerini de sokağa bırakmak olduğunu; <br />
<br />
*Böylece var olan işsizliğe yeni işsizler katmak olduğunu;<br />
<br />
*İktidardakilerin düne kadar güya &#8220;hayırsever&#8221; bursuyla okuyan çocuklarının ve kendilerinin nasıl hesabı belli olmayan servet sahibi olduklarını; çocuk yaşındaki mahdumların nasıl &#8220;ithalat-ihracat şirketi sahibi&#8221; olduklarını görmemek demek olduğunu;<br />
<br />
*Düne kadar kaçak gecekonduda oturanların bugün nasıl trilyonluk villa sahibi olduklarını sormamak olduğunu;<br />
<br />
*Ne kadar kutsal manevi ve milli değerlerimiz varsa bunları istismar edenlere devam demek olduğunu;<br />
<br />
*Milli ve kültürel değerlerimizin yok olmasına, yozlaşmasına devam demek olduğunu;<br />
<br />
*Sivil darbeler, sivil cuntalar, korku atmosferleri yaratmak için kurulan özel mahkemelere onay vermek olduğunu;<br />
<br />
*Türk milletini etnik gruplara ayrıştıran &#8220;açılımlara&#8221; evet demek olduğunu; <br />
<br />
*Vatanın bütünlüğü, milletin birliğinin bozulmasını isteyenlere pirim vermek olduğunu;<br />
<br />
*Türk ordusuna NİFAK sokarak yıpratma ve güçsüzleştirme politikasına onay vermek olduğunu;<br />
<br />
*Adalet, hak ve hukuk dağıtmakla görevli yargının (adliyenin) siyasallaşması, yani iktidardaki her kim ise onun emrine girmesi demek olduğunu bilmeli ve mutlaka bunlara göre karar vermeliyiz...<br />
<br />
 <br />
<br />
**<br />
<br />
Siyasetin emrindeki adliye...<br />
<br />
 <br />
<br />
*Eğer yargı siyasal gücün emrine girerse, vatandaş olarak hak ve hukukun sağlanamayacağı tehlikesinin kapıda olabileceğini anlamalıyız... Örneğin, karşısına çıktığınız hâkim ya da savcı, eğer sizin siyasi düşüncenizde değilse, ya da siz onun tuttuğu partiden değilseniz vay halinize!!! Özellikle siyasi bir davada haksızlığa uğrayabilme riski çok yüksek olduğunu bilmeliyiz... Yani vereceğimiz bir &#8220;evet&#8221; oyun hukuksuzluğa sebep olacağını bilmeliyiz...<br />
<br />
*&#8220;Evet&#8221; demenin; kişinin mahrem hayatına müdahale, konuştuğu telefonu dinlemeye onay vermek olduğunu; devlet jurnalciliğini teşvik etmek olduğunu bilmeliyiz... <br />
<br />
*&#8220;Evet&#8221; demek, suçsuz komutanı, suçsuz profesörü, suçsuz yazarı, suçsuz vatandaşı, suçsuz gazeteciyi sırf &#8216;siyasi iktidarı desteklemiyor&#8217; diye hapse atmaya onay demek olduğunu bilmeliyiz...<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevgili okurlarım; kendi hesabıma ifade etmeliyim ki eğer &#8220;evet&#8221; dersem, bu yazdıklarımdan başka burada yazamadığım yüzlerce vebale ortak olmak demek olduğunu bilmeliyiz... <br />
<br />
 <br />
<br />
**<br />
<br />
&#8220;Hayır&#8221; demenin anlamı...<br />
<br />
 <br />
<br />
Öncelikle herkesin anlayıp bilmesi gereken bir ana fikir vardır; bu ana fikir, referanduma sunulan masum bir kanunun oylanması değildir;  bu oylama, Türkiye&#8217;nin Anayasasına değildir, Türk Milletinin bir bütün olarak kabul edeceği, benimseyeceği bir &#8220;Anayasa&#8221; oylaması değildir... <br />
<br />
 <br />
<br />
Mevcut siyasi iktidarın güven oylamasıdır; ülkemizin birliği ve bütünlüğüne, milletin birbirine düşman edilmesine yönelik ortaya attığı &#8220;açılım&#8221; denilen &#8220;yıkım-ayrıştırma&#8221; projesinin oylanmasıdır...<br />
<br />
 <br />
<br />
Türkiye Cumhuriyetinin varlığına, vatanın bütünlüğüne, milletin birliğine yönelik saldırıların oylanmasıdır... Bu oylama; ABD-AB-PKK ortak projesi olan cumhuriyeti yıkım projesinin oylanmasıdır. <br />
<br />
 <br />
<br />
Siyasetçilerin yanlışlarının, ülkeye verdiği zararların oylamasıdır...  <br />
<br />
 <br />
<br />
Bu oylama; &#8216;atalarım-dedelerimin kanını akıtarak, canını vererek kazandıkları İstiklal Savaşından sonra kurdukları Türkiye Cumhuriyeti Devletimi seviyorum; vatanımın toprak bütünlüğünü, milletin birliğini, bayrağımın kutsallığını, dilimin tekliğini istiyorum; etnik ayrım olmaksızın bu ülkede yaşayan herkesi kardeş bilip eşit hak ve hukuka sahip Türk Milleti olduğunu biliyorum; bundan memnunum ve bunları korumak istiyorum&#8217; diyenlerin &#8220;HAYIR&#8221; diyeceği bir oylamadır...<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir &#8220;hayır&#8221; oyu vermek, vatan borcudur, vatandaşlık görevidir...<br />
<br />
&#8220;HAYIR&#8221; demek; &#8220;evet&#8221; demekle gelecek ve olacak tüm kötülüklere, musibetlere (yukarıda belirtilenler) engel olmak demek olduğunu bilmeliyiz...<br />
<br />
 <br />
<br />
İşte size iki seçenek; tercih sizindir, sonra &#8220;elim kırılsaydı da evet demeseydim&#8221; dememek için şimdiden sizleri bilgilendirmeye çalıştım. <br />
<br />
Karar sizindir...<br />
<br />
 </span> </span><br />
Prof Dr Ramazan Demir yazısı]]></description>
<guid isPermaLink="false">2771@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Referandum Evet &#x26; Hayır ?</dc:subject>
<dc:date>2010-08-03T07:23:24+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Ali Kınık müzik indir</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1061#2770</link>
<description><![CDATA[<a href="http://www.htdosya.com/htdosyamp3-111.html?tip=indir&amp;#x26;ip=88.250.227.55" target="_blank" title="http://www.htdosya.com/htdosyamp3-111.html?tip=indir&amp;#x26;ip=88.250.227.55" class="postlink" rel="nofollow">İNDİR TIKLA '' ATLAR'' </a>]]></description>
<guid isPermaLink="false">2770@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Ali Kınık müzik indir</dc:subject>
<dc:date>2010-07-31T23:28:48+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>BASINIZ SAGOLSUN</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1341#2769</link>
<description><![CDATA[<table width="90%" cellspacing="1" cellpadding="3" border="0" align="center" class="bodyline"><tr>
    <td><span class="genmed"><strong>Eylul";p="2768 Wrote:</strong></span></td>
</tr><tr>
    <td class="quote">merhuma allahtan rahmet , kederli yakinlarina sabir diliyorum, tanimasakta üzer bizleri kaybettigimiz canlar.....basiniz sagolsun</td></tr></table>
<br />
 &amp;#xA0; Mevlam cümle geçmişlerimizin Ruhlarını şad eylesin.Kalanlara Sabır,Güç,Kudret versin.<br />
AmiN]]></description>
<guid isPermaLink="false">2769@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>BASINIZ SAGOLSUN</dc:subject>
<dc:date>2010-07-14T22:05:31+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>Dev e-kitap arşivi</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=751#2767</link>
<description><![CDATA[KITAB´I ASK-- ( iskender pala) --<br />
<br />
<br />
ask i hic bu kadar baska bir yürek ve gözle bambaska bir ruhla düsünmez ve böyle derin anlamlarda aramazdim belkide cok  güzel ve uslüb olarakta cok etkileyici bir eser. özellikle divan siiri ve edebiyati hakkinda gecen aciklayici satirlar bambaska bir hava icinde bir solukta okuyup cekiyorsunuz belleginize....<br />
&#x22;Ask karsilikli oturmak, yüz yüze veya ayni noktaya bakmak,siir okumak sevgiliden utanacak kadar terbiyeli davranmak,güzel seylerden bahsedip gülmek ve asla iffet sinirinin ötesine uzanmamaktir, cünki ask bakmakla güzellesir konusmakla zenginlesir ama dokunmakla bozulur sevgilinin yaninda hem kendine hem de ona ait hayal elbisesini soymak konusunda seytanin ayartmasina firsat vermemek gerekir &#x22;<br />
 farkli bir ask yorumu bambaska bakis acisi kimilerimiz icin belkide ...güzel ve akici bir kitap tavsiye ediyorum meraklilarina]]></description>
<guid isPermaLink="false">2767@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>Dev e-kitap arşivi</dc:subject>
<dc:date>2010-07-09T17:27:40+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>SÖZDE İSLAMCILAR PKK' YA NEDEN SES ÇIKARMIYOR?</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1338#2766</link>
<description><![CDATA[setus01 dedikleriniz bizden farkli seyler degil sonunda ki cümlenin hakkaniyetli olmasi icin söz hakki dogduguna inaniyorum &#xA0;:D <br />
ayriyeten sizi tebrik ediyorum onca zamandir ne söylenen sözlere dönen var nede gercekten fikride olsa gelip burada paylasan TEBRIKLER tekrar<br />
evet cümle su idi ; zaten SIKISTIGIMIZDA isi Allaha havale ederiz, demis noktayi koymssunuz ...<br />
elbetteki önce tedbir sonrada tevekkül degilmidir . hic bir sey yapmadan elimizi kolumuzu baglayarak oturmak sonrada allah nasil biliyosa öyle olsun hayirlisi olsun insallah demek benim savunularim arasinda yer alamaz .millet olarak derseniz ; ki millet bi alem olmus aklim ermiyor bu ise artik bugün böyle görünenler yarin hicte ortada görünmez oluyorlar .. onca sehitler verdik yine, rabbim peygamber efendimize komsu etsin onlarida <br />
<br />
hos geldiniz bu arada &#xA0;:)]]></description>
<guid isPermaLink="false">2766@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>SÖZDE İSLAMCILAR PKK' YA NEDEN SES ÇIKARMIYOR?</dc:subject>
<dc:date>2010-06-23T14:50:11+03:00</dc:date>
</item>

<item>
<title>İlhan Cihaner Soruşturması</title>
<link>http://www.garapapag.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;t=1320#2764</link>
<description><![CDATA[rica ederim....gecmis olsun diyelim kendisine ve ailesine tabiki sevenlerinede.....]]></description>
<guid isPermaLink="false">2764@http://www.garapapag.com</guid>
<dc:subject>İlhan Cihaner Soruşturması</dc:subject>
<dc:date>2010-06-21T13:01:04+03:00</dc:date>
</item>

</channel>

</rss>
