HOME
FORUM
Account
Untitled Document
info   
  
Ziyaretci
38.107.179.243
Nickiniz:

Şifre:



Üyelikler:
Bügün: 0
Dün: 0
Bu Ay: 0
Bu Sene: 21
Tolam Üyeler: 387
Yeni Üyeler:
Online Üyeler:
  Ziyaretciler: 6
38.107.xxx.xxx
38.107.xxx.xxx
38.107.xxx.xxx
38.107.xxx.xxx
38.107.xxx.xxx

  Toplam Üyeler: 6
Site Saati:
May 20, 2012
08:42 pm EEST
Untitled Document
Gazete Başlıkları   
  
Gazete Başlıkları
Untitled Document
TEREKEME ALBÜM   
" /> " /> " /> " /> " /> Garapapag.Com :: - Dersim Olayları
Main  •  FAQ  •  Search  •  User Groups  •  Profile  •  Members List  •  Private Messages
Arcade  •  Attachments  •  Buddy List  •  Ranks  •  Rules  •  Smilies List  •  Statistics  •  Staff


 
En Son Konu Ve Cevaplar   Next 6 >>  
 Forum   Yazar   Cevap   Son Mesaj 
Sitemiz Açılmıştır Hayırlı Olsun Duyurular ve Yardım admin 16 Sal Eyl 07, 2010 6:48 am
ATAMAN Son gönderilen mesajlar
Türklerle Yapılan Îlk Savaş İslam Tarihi ATAMAN 0 Sal Nis 03, 2012 10:32 am
ATAMAN Son gönderilen mesajlar
Hz Muhammet ve Siması İSLAM ATAMAN 10 Per Mar 29, 2012 11:23 am
ATAMAN Son gönderilen mesajlar
Casus Yazılım Bilim-Teknoloji-Bilgisayar ATAMAN 3 Pzr Oca 29, 2012 12:56 am
ATAMAN Son gönderilen mesajlar
Fransa'nın Cezayir ve Ruanda katliamları Kanlı Sayfalar ve İsyanlar ATAMAN 1 Per Arl 22, 2011 8:22 am
ATAMAN Son gönderilen mesajlar
Türk Pramitleri Gizemli Tarih ATAMAN 1 Per Ekm 20, 2011 12:07 am
ATAMAN Son gönderilen mesajlar

Dersim Olayları

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder   Yazdırılabilir Sayfa    UserNuke Mesaj Panosu Ana Sayfa -> Kanlı Sayfalar ve İsyanlar
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
ATAMAN
Site Admin
Site Admin



Kayıt: Mar 22, 2008
Mesajlar: 754
Şehir: KARS

Durum: BağlıDeğil
MesajTarih: Çar Kas 18, 2009 2:20 am Mesaj konusu: Dersim Olayları Alıntıyla Cevap Gönder

Dersim İsyanı

Dersim İsyanı ya da Dersim Ayaklanması, şu anki adıyla Tunceli ili'nde 1937 yılında meydana gelen geniş kapsamlı isyandır. Bu isyanı bastırmak için Türkiye Cumhuriyeti tarafından düzenlenen harekât ise Dersim Harekâtı'dır.
İsyanın Nedenleri ve İsyan Öncesi Genel Durum  

Osmanlı döneminde yüzyıllarca yurtluk ve ocaklık biçiminde özerk olarak yönetilen Dersim Bölgesi'nde, özellikle Tanzimat'tan sonra, merkezi yönetimin güçlendirilmesi amacına yönelik düzenlemelere karşı sık sık ayaklanmalar çıkmıştır (1847, 1877-78, 1885, 1892, 1893-95, 1907, 1911, 1916).
Bölge, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla özerkliğini kaybetmiştir. Aşiretler, yönetimlerinin elinden alınmasına karşı çıkmış; vergi vermek, askere gitmek gibi çeşitli zorunlulukları ise uygun bulmamıştır.
1930'ların ilk yarısında bölgede meydana gelen ayaklanmalar bastırıldıktan sonra, 25 Aralık 1935 tarihli 2884 sayılı Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında Kanun çıkarıldı. Buna göre Tunceli iline bir askerî vali atanacaktı. Aynı zamanda dördüncü genel müfettiş sıfatını alan vali general Abdullah Alpdoğan geniş yönetsel, askeri ve yargısal yetkileri vardı. Ayrıca Alpdoğan'ın çok sert ve otoriter biriolması da isyanı tetikledi. Düzeni sağlamak ve güvenlik açısından gerekli gördüğü durumlarda ilde yaşayan kişileri ve aileleri, il sınırları içinde bir yerden bir başka yere göndermeye ve il sınırları içinde oturmalarını yasaklamaya da yetkiliydi.
Yasanın uygulanmaya başlamasıyla 1937 başlarında yeni olaylar çıktı. Bölgede güvenlik sağlanamadı ve hükûmet otoritesi kurulamadı. Bu sırada Suriye sınırına yakın bölge ve illerde de benzer olaylar görüldü
Hatay'a bağımsızlık tanıyan Milletler Cemiyeti kararından sonra, TBMM'de yapılan görüşmelerde, bu gelişmelerin başta Fransa ve Fransa'nın mandası altındaki Suriye tarafından kışkırtıldığı ileri sürüldü. Başbakan İsmet İnönü ise, Tunceli ilinde iki yıldır izlenen reform programının amacının bölgenin uygar bir hale getirilmesi olduğunu belirterek, programa karşı bölgede direniş olduğunu belirtti.

         Dersim Harekâtı  
Ayaklanma, Kendilerine Şeyh , ağa diyen ve Şeyh Hasan Kürt aşiretine mensup olan Abasan Aşireti reisi Seyit Rıza önderliğinde, asker ve vergi vermek istemeyen diğer aşiretlerce de desteklenen bir grup tarafından 20-21 Mart 1937 gecesi Harçik köprüsünün yıkılması, köprüyle Kahnut Bucağı arasındaki telefon hattının kesilmesi ve bölge askeriyesine düzenlenen saldırı ile başladı. Askeriyedeki bütün askerler öldürüldü. Askeriye yakıldı.Ayaklanmaya yaklaşık 6.000 kişilik bir grup katıldı. Bunun üzerine resmen Kürt isyanı başladı. İsyan bölgenin coğrafi durumu nedeni ile büyüdü.
  Ayaklanmayı Kureyşan Kürt aşireti başlattı ve özellikle Demenan, Haydaran ve Yusufan Kürt aşiretlerinin katılımı ile iyice genişledi. Ayaklanmaya toplam yaklaşık 6.000 kişilik bir grup katıldı.General Abdullah Alpdoğan düzenlediği ilk harekât büyük başarızsılkla sonuçlandı. Aşiretler ise bunun verdiği moralle tamamen silahlandı. Bu yüzden isyanı bastırmak iyice zorlaştı. Abdullah Alpdoğan yanına aldığı 20.000 asker ile bölgeye gitti fakat dağları bir türlü aşamadı. Bunun sonucunda gerekli olanın bir hava saldırısı olmasına karar verdi. Gerekli onayı alınca Sabiha Gökçen'i davet etti. Sabiha Gökçen de kabul edip Hava Kuvvetleri 'nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdi. İsyancıların saklandıkları en büyük yer olan Laş mevkiini yerle bir etti.

Yapılan harekât başarı verince, askerler bölgeye girmeyi başardı. Bunun üzerine Seyit Rıza, bölge halkına zarar gelmesin diye Haydaran, Kureyşan, Demenan, Yusufan, Kırgan Kürt aşiretleri reisi ile birlikte teslim oldu ve harekât, 13 Eylül 1937'de sona erdi. Ayaklanmayı bastıran bu askeri harekât, Dersim Harekâtı olarak adlandırılır.
Askeri harekâttan sonra yapılan yargılama 15 Kasım 1937'de sona erdi. Ayaklanmanın lideri Seyit Rıza ile 6 kişi idam edildi. Çok sayıda Kürt ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak olaylar durulmadı ve 1938'de Kureyşan Kürt aşireti intikam için diğer Kürt aşiretlerini silahlanmaya davet etti ve ikinci Kürt isyanı başladı. Bunun üzerine başlatılan ikinci askeri harekât ile Eylül 1938'de ayaklanma tamamen bastırıldı. Direniş amacıyla kırsal alanda kalanların direnişi ise 1948'e kadar sürmüştür.

İsyanın Sonuçları  
Harekata katılan yöre halkının bir kısmı başka illere gönderildi. Askerî harekat, her ne kadar bazı aşiretleri sürgün etse ve çoğunu da dere yataklarinda yok etse de, harekât 1938 yilinin sonuna doğru sona ermiştir. Harekât sonrası 100.000 kişi başka yerlere sürgün edilmiştir. Ayaklanmaya katılan aşiret mensupları, Kayseri'nin Sarız, Mersin'in Anamur ile Silifke ilçelerine ve Erzurum, Yozgat, Muş gibi çeşitli illere gönderilmiştir .


     NoT : Alevilerin Dersim Olayları İle Bağlantısı Yoktur.Dersim Olaylarının yapılması ve Özellikle sonrası bir nevi de Alevileri ,Kürtlerin yanına katmaktır ki ; Bundada başarızsız olunulmuştur.Dersim olayları Ağa yani o yörede ki  zengin Kürt ağalarına bindirilmiş en büyük darbelerden biridir.Devlet Bölgede hakimiyetini kurmak istemiş  ve bölgeye el koymuştur.Lakin Halkı ciddi anlamda sömüren zengin ağaların işine gelmemiş ; Halkı istediği gibi kullanan ağalar bu ayaklanmayı  başlatmıştır.Durum bundan ibarettir.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
ATAMAN
Site Admin
Site Admin



Kayıt: Mar 22, 2008
Mesajlar: 754
Şehir: KARS

Durum: BağlıDeğil
MesajTarih: Pts Şub 08, 2010 1:51 pm Mesaj konusu: Re: Dersim Olayları Alıntıyla Cevap Gönder

İşte sadece 100 adet basılan Dersim raporundan ayrıntılar



 
Zaza kadınları cinsi temasa düşkündür


Kurtuluş Savaşı komutanlarından Orgeneral İzzettin Çalışlar'ın kitaplığından çıkan ve torunu İzzeddin Çalışlar tarafından gün yüzüne kavuşturulan raporun orijinali, Jandarma Umum Kumandanlığı'nca 55.058 sayısıyla, 'gizli' ve 'zata mahsus olarak', 'kayıt altında' yüz adet basılarak yayımlanmış.. Kıvanç Koçak, Radikal gazetesinde yazdı..

DERSİM RAPORU
Neden bahsettiğini tam olarak bilmeyen, boşboğaz, patavatsız insanlar için kullanılan bir laftır “akım derken bokum demek”; bir şeyi övmek için yola çıkıp, o şeyin kusurlarını, açmazlarını, karanlık noktalarını anlatırken buluverir böyleleri kendilerini. Tıpkı geçen yılın sonlarında Onur Öymen’in düştüğü durum gibi aslında. Meclis kürsüsünde AKP’nin Kürt açılımına karşı cansiperane mücadele verirken ağzından, “Maalesef bu ülkenin anaları çok ağladı. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz vardı, hepsinin anası ağladı. Kimse çıkıp ‘bu savaşı bitirelim’ demedi. Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok” lafları dökülüverdi. Türkiye tarihinin karanlık odalarından birisi olan ‘Dersim isyanı’ lafı ağızdan bir kere çıkınca elbette yakılan, yıkılan, uçaklarla bombalanan köyler, sürgün edilen aileler, ‘eşkıyayla mücadele’ çerçevesinde öldürülen insanlar da gündeme geldi; Öymen’in, isyanın bastırılış tarzını olumlayan yaklaşımı gösterilen şiddetli tepkiyle kınandı. Beri yandan Öymen’in aslında ‘klasik’ bir refleks verdiğini de söylemeden geçmek mümkün değil. Çünkü temsil ettiği zihniyet kalıbı dairesinde bakınca aslında çok acayip bir şey söylemediğini görmek mümkün. Nitekim bunun en büyük kanıtlarından birisi artık elimizde: Dersim Raporu.

13 BAŞLIKTA DERSİM HARİTASI
Kurtuluş Savaşı komutanlarından Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın kitaplığından çıkan ve torunu İzzeddin Çalışlar tarafından gün yüzüne kavuşturulan raporun orijinali, Jandarma Umum Kumandanlığı’nca (III. Şube, I. Kısım tarafından), 55.058 sayısıyla, ‘gizli’ ve ‘zata mahsus olarak’, ‘kayıt altında’ yüz adet basılarak yayımlanmış. Yayım tarihi kesin olarak belli olmamakla birlikte torun Çalışlar’ın Sunuş yazısında belirttiğine göre, 1933 yılının son çeyreği ya da 1934’ün ilk aylarında yayımlandığı anlaşılıyor. Yazarı da yine belirsiz, ancak yüksek ihtimalle üst rütbeli bir komutan.
İki kısma ayrılan rapor-kitabın ilk kısmında ‘Dersim Nedir?’ sorusuna etraflı bir yanıt aranıyor. Dersim’in Coğrafî Vaziyeti, Dersim’in Yolları, Dersim’in Suları, Dersim’in Irkî Vaziyeti, Dersim’in Maarif Vaziyeti, Dersim’in Sıhhî Vaziyeti, Dersim’in Askerlik Vaziyeti gibi toplam 13 başlıkta Dersim’in ve bölgenin bir haritası çıkarılıyor.

KÖKENLERİNİ UNUTAN (!) TÜRKLER
Yollar özellikle bir askerî harekâta uygunluğu bakımından tetkik edilirken, ‘Irkî Vaziyet’ kapsamlı bir etnoloji araştırması aslında. Tabii araştırmanın, bölge insanın nasıl aslında Türk olduğunu ispatlamaya dayalı olduğunu göz ardı edecek olursak!: “... Şimdiye kadar verilen izahattan şu neticeye varırız: Plümer mıntıkası aşiret isimleri ve halkının kendi duygusu, Şarktan garba intikal hisleriyle Dersim’in aslen Türk olduğu tespit edilebilir.”
Bölüm boyunca bölge insanın Horasan’dan gelmiş olduğunu ileri süren komutan, Yalçın Küçük’ü aratmayacak şekilde özellikle yer adlarının köken ve anlamlarıyla da yakından ilgileniyor. Ne var ki, bütün tetkiklerin sonunda gelip dayandığı yer aynı: Etkisinde kaldıkları komşuların etkisiyle Türkçeyi ve Türklüklerini unutan (!), öyle üç beş kişi değil epey fazla sayıda insan...

Dersimlilerin Kürtlüğe ‘kaymasının’ arkasında yatan sebeplerden birisi olarak Hamidiye Alayları’nı gören raporun yazarı, Cumhuriyet’in diliyle “yüzde 70’i, hissiyle yüzde 20’si Kürtleşmiş bir Dersim’le” karşılaştığının altını çizerek asimilasyon için aslında hâlâ yapılabilecek bir şeyler olduğunu da ifade ediyor: “...bilhassa Mazkirt, Nazımiye, Plümer, Ovacık, Hozat kazalarındaki nüfusun yüzde 70’i Kürt gibi konuşan ve fakat henüz onun karakterini hazmetmeyen ve kendi akideleri ile onu yenmeye çalışan ve Türk ile Kürt arasında kalmış, şaşkın bir camiadır. Şayanı teessür olan en mühim nokta, Dersim anasının Dersim babasından evvel Kürtleşmeye başlamasıdır. Dersim’i şu suretle mütalâa ettikten sonra, kaybolmak üzere bulunan ve kanında Türk kanı ekseriyeti olan büyük bir halk kütlesini geriye, yani millî varlığına doğru çevirmek için hemen ıslahata ve tedbirler almaya başlamak lazım geldiği kanaatine varılır...”

GEÇMİŞTEN BUGÜNE FİŞLEME
Bu ıslahat ve tedbirlerin neler olabileceğini raporun sonunda anlatan komutan, Dersim’in Asayiş Vaziyeti başlıklı ikinci kısma geçmeden önce Dersim’deki Aşiretler bölümünde bölgede bulunan tüm aşiretleri tek tek kayıt altına alıyor. Her aşiret için ayrı ayrı açılan ‘Reisler’, ‘Aşiretin hükümete karşı temayülü’, ‘Aşiretin Nüfusu’, ‘Aşiretin Silah Mevcudu’, ‘Aşiretin Diğer Aşiretlerle Münasebeti’, ‘Serveti’ gibi alt başlıklar günümüzde çokça konuştuğumuz ‘fişleme’ meselesinin askerî kültürde gayet eski ve köklü bir gelenek olduğunu gösteriyor.

ASAYİŞSİZLİK TANRIÇASI
Raporun ikinci kısmında Osmanlı’dan itibaren Dersim’de yaşanan “asayişsizlik tarihçesi”ni ortaya koyan komutan, öncelikle Osmanlı zamanında Dersim’e düzenlenen dört harekâtı (1907, 1908, 1909, 1916) aktardıktan sonra (ki bir yerde, “1877’den beri Dersim üzerine ufaklı büyüklü muhtelif ve umumi 11 hareket” yapıldığını da kaydediyor) Cumhuriyet’in ilanından raporun yazıldığı tarihe kadar geçen sürede bölgeye düzenlenen harekâtlara geçiyor: 1926 Harekâtı (Koç Uşağı Tedibi), 1930 Plümer Hareketi. Nitekim elimizdeki raporun, köylerin yakıldığı, uçakların bombardıman yapmak suretiyle destek verdiği bu harekâtlardan ve sonrasındaki tedbirlerden “kesin netice” elde edilemediği için yazıldığını anlıyoruz: “Bu müddet zarfında Dersim’in ıslahı için zamana göre iyi ve etraflı esaslar düşünülmüş ve fakat maksat ve gaye istihsal olunamamıştır.”

Hal böyleyken geçmişte olan bitene göz atmak kaçınılmaz oluyor ve raporu yazan komutan konuyla ilgili daha önce yazılmış neredeyse bütün önemli raporların birer özetini çıkarıyor. Kitapta, dönemin Anadolu Müfettişi Umumisi Müşir Şakir Paşa’nın 1899’da yazdığı rapordan (“Tedabiri şedide, masarifi külliye ihtiyarı ve birçok adamın itlafı gibi devletçe marzı [rıza ile ilgili] olmayan netayiçten başka bir netice vermez. Bunun için bu sefer de şiddet iltizam olunursa, evvelkileri gibi akim kalacağından şüphe edilmemek lazımdır. Fikrime göre, evvela marazın sebebini tahlil lazım. Sebebi şekavet, fakır ve zarurettir. Ceraimin takipsiz kalması, cehaleti umumiye, itikadatı batıla ve mazannenin [ermiş sanılan] icrayı şekaveti derecei ibahada [mübah] göstermesi ve şu suretle şekavetin nazarı halkta mevaddı adiyeden olduğu telakkisinin uyanması, Dersim derdinin başlıca sebepleridir.”), Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın 1931’de yazdığı rapora (“Bu havali ve buraların hali zati devletlerinin tamamıyla malûmudur. Yalnız maruzatıma bir mukaddime olmak üzere arz etmek istediğim keyfiyet artık Dersim meselesinin kati surette hallinin devletçe, milletçe ve bilhassa hükümetçe tehiri caiz olmayan muzur, tehlikeli ve zaman geçtikçe halli müşkülleşecek ve zararı artacak bir vaziyet almış olmasıdır.”) kadar birçok isim tarafından hazırlanmış, sertlik tonları genelde pek değişmeyen birçok rapor örneğini bir arada görmek mümkün.

Çalışması ‘ıslah’ın esaslarını ve safhalarını belirterek bitiren raporu yazan komutanın, hangi aşiretten kimlerin, nerelere ve ne suretle sürgün edileceğini belirten lahikası yanı sıra bölgeye düzenlenen bazı harekâtların krokilerini barındırması da rapor kitabın önemini daha da arttırıyor. Sonuç olarak, sadece bölgede on yıllardır akıp duran kanın kaynaklarını anlamak isteyenler için değil Türkiye’de var olan köklü bir zihniyeti biraz daha yakından tanımak için de mutlaka okunması gereken bir kitap Dersim Raporu.

ZAZA KADINLAR
“Zaza kadını Türkmen kadınları gibi,
Yörük kadınları gibi, cinsî temaslara pek düşkündür. Öteden beri taptığı parlak ve bol yıldızlı göklü yaylalarda, ay ışığına karşı neşeli ve şen kahkahalar salan ve boyu içinde kendisine eş arayan Türkmen kadınından Zaza kadınını ayırmak ve bunları aynı neslin kızları sanmamak onları tanımamak olur. Zaza kadını tıpkı Türkmen kadını gibi, evinin işlerini çevirir. Temizliğe Türkmen çadırının temizliği kadar bakar.
Karaktere taalluk eden [ait olan] bu ana hatlar, Zazaların Türkmen olduklarını ve filhakika tarihçilerin iddia ettikleri gibi dili yarı Faris yarı Türkçe olan Harezmilerden oldukları ve Kürtler’le çok fazla temas neticesinde, dillerindeki Türk kelimeleri de ya İranileştirdikleri veya unuttukları anlaşılmaktadır.” (s. 49)  Kitaptan

EĞER YAVUZ'UN GARAZI..
“Yavuz Sultan Selim’in gazabı olmasaydı, bugün güzel Türkiye’mizde tek bir Sünnî’ye tesadüf etmek imkânı belki de mümkün olamayacaktı. Zira Farisî dili salgını nasıl ki hakanların harimine ve devlet muhaberatına kadar girmişse, bu dilin hemen hemen bir lazımı gayri müfarıkı [olmazsa olmazı] olan Şiilik de onu takip edecekti... Eğer Yavuz’un garazı Dersim’in yalçın dağları içine girebilmiş olaydı, herhalde Dersim’i de bugün maddi ve manevi başka bir yol üzerinde görürdük.” (s. 50-51)
“(...) İkinci kısım Zazalara yani Aleviler’e gelince: Bunlarda mezhep ve âdet dili Türkçe’dir. Ayinlerine iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedirler. Bu mecburiyettendir ki, Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde, Türklükten pek de uzaklaşmamış Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartıyla Türkçe meram anlatmak mümkündür. Şayanı nazar ve esef olan nokta şudur ki, 20-30 yaşından yukarı yaşlı her fertle Türk dili ile mütekabilen anlaşmak ve dertleşmek mümkün olduğu halde, Türk dili tamamen Zazalaşmakta ve halen 10 yaşından küçük çocuklarda ise Türk diline rastlamak imkânı kalmamaktadır. Bu netice, Dersim Alevi Türklerinin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemeyeceğine delildir.” (s. 52)  Kitaptan

ŞİİLİĞE BULAŞMIŞLAR
“(...) Şu halde “Dersimliler Türk ise niçin dilleri Türk değildir?” diyenlere karşı, “Dersimliler Türktür fakat ana yurtlarında Şiiliğe bulaşmışlar, dillerine yarıya kadar Farisî kelimeler almışlar, uzun müddet İran harsı ve dilinin tesiri altında kalmışlar ve nihayet Selçuk saraylarını istila eden Türk devletinin kuyudatına kadar giren bu dil, Dersimli’nin kalbine kadar işlemiş, kendilerine Şiiliği talim eden seyitleri ve babaları aslen kendi nesillerinden olmadığı için, Kızılbaşlık aleyhtarlığı ile yapılan devlet takipleri, kendilerini büsbütün Türk âlemi ile temastan kestirmiş ve sindirmiş, bu suretle her gün bir az daha Farisî diline yaklaşmışlar ve nihayet yedi sekiz asır içinde, kısmen yine dillerini unutmamaya, hatıralarını ve karakterlerini muhafaza etmeye muvaffak olmuşlardır. Kürt değildirler. Kürtlükle alakaları yoktur. Asılları ve nesilleri Türkmen olan Zaza’dırlar. Dilleri de Kürtçe değil, Zazaca’dır” [denebilir].” (s.57)  Kitaptan

DERSİM RAPORU
Hazırlayan: İzzettin Çalışlar
İletişim Yayınları



Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Mesajları göster:
Yeni Başlık Gönder  Cevap Gönder   Yazdırılabilir Sayfa UserNuke Mesaj Panosu Ana Sayfa ->  Kanlı Sayfalar ve İsyanlar Zaman Sizin Bilgisayar Zamanıylan Ayarlandı
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti gönderemezsiniz
Bu forumdan eklenti indiremezsiniz


Powered by phpBB © 2001-2003 phpBB Group

Nuke Evolution Conversion By: Evo-United.com
AOG_XTC Designed by ART OF GAMING Copyright of artofgaming.co.uk,

Art Of Gaming
Forums ©


Spambot Killer
Site Map

[News Feed] [Forums Feed] [Downloads Feed] [Web Links Feed] [Validate robots.txt]


Türkçeye Çeviri Ve Destek UserNuke.Com --*--PHP-Nuke Copyright © 2006 by Francisco Burzi.
All logos, trademarks and posts in this site are property of their respective owners, all the rest © 2006 by the site owner.
Powered by Nuke-Evolution.

[ Sayfa Üretimi: 0.23 Saniye | Memory Usage: 8.47 MB ]

.